Hayatım boyunca sahneden hiç korkmadım.
Yüzlerce insanın karşısında dans etmek, ışıkların altında nefes nefese kalmak, müzik durduğunda bütün salonun sessizliğe gömülmesi... Bunların hiçbiri beni korkutmuyordu.
Beni korkutan şey, müzik sustuktan sonra ne yapacağımı bilmemekti.
Çünkü dans benim için bir hobiden fazlasıydı.
Nefes almak gibiydi.
Çocukluğumdan beri hayatımdaki her şey dansın etrafında dönüyordu. Arkadaşlarım, hayallerim, planlarım...
Hatta bazen kalbim bile.
O sabah akademiye giderken kulaklığım takılıydı. Her zamanki gibi aynı şarkıyı dinliyor, yaklaşan yıl sonu gösterisini düşünüyordum.
Bu gösteri farklıydı.
Yıllardır beklediğim fırsat buydu.
Başrol seçmeleri yaklaşıyordu.
Ve bu kez o rolü almak istiyordum.
Hayır...
Almak zorundaydım.
Akademinin kapısından içeri girdiğimde koridor her zamanki gibi kalabalıktı. İnsanlar koşuşturuyor, bir yandan da yaklaşan gösteri hakkında konuşuyordu.
Merdivenleri çıkıp prova salonuna yöneldim.
Kapıyı açtığım anda içerideki hava farklı geldi.
Bir şey olmuştu.
Bunu herkesin yüzünden anlayabiliyordum.
Arkadaşım Ece beni görür görmez yanıma koştu.
"Derin!"
"Ne var?"
"Yeni biri gelmiş."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ee?"
"Çok iyi dans ediyormuş."
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
Ece'nin her ay birilerini efsaneleştirme gibi bir huyu vardı.
"Abartıyorsun."
"Abartmıyorum."
Kolumdan çekiştirerek beni salonun ortasına çevirdi.
"Bak."
İlk kez o zaman gördüm onu.
Pencerenin önünde duruyordu.
Siyah eşofman giymişti. Kollarını göğsünde birleştirmiş, hocamızla konuşuyordu.
Uzun boyluydu.
Ama dikkatimi çeken şey bu değildi.
Yüzündeki ifadeydi.
Sanki burada olmak istemiyormuş gibi görünüyordu.
Sanki herkesin arasında olmasına rağmen tek başınaydı.
Tam o sırada başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Bir saniye.
Belki iki.
Sonra bakışlarını çekti.
Nedense içimde garip bir his oluştu.
Tanımadığım birine karşı hissedilebilecek türden bir şey değildi.
Daha çok...
Merak gibiydi.
"Arkadaşlar."
Hocamızın sesi salonu doldurdu.
Herkes etrafında toplandı.
"Size yeni öğrencimizi tanıştırmak istiyorum."
Çocuk bize doğru döndü.
"Bu Mert."
Kısa bir sessizlik oldu.
Mert sadece başını salladı.
"Merhaba."
Sesi beklediğimden daha sakindi.
Hocamız elindeki dosyaya baktı.
Sonra bir şey söylemeden önce yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
O gülümsemeyi hiç sevmedim.
Çünkü genelde ardından sürpriz bir şey gelirdi.
"Neyse..." dedi.
"Partner listelerini de hazırladım."
Salonda heyecanlı sesler yükseldi.
Benim kalbim de biraz hızlandı.
Partner seçimi gösteri için çok önemliydi.
Hocamız isimleri okumaya başladı.
Birkaç dakika sonra gözlerini dosyadan kaldırdı.
"Derin."
"Buradayım."
"Mert."
Mert başını kaldırdı.
"Bu yıl partner olacaksınız."
Salondaki sesler bir anda yükseldi.
Ece'nin ağzı açık kalmıştı.
Ben ise olduğum yerde donup kalmıştım.
Yeni gelen çocukla mı?
Daha adını yeni öğrenmiştim.
Mert'in yüzüne baktım.
Şaşırmış görünmüyordu.
Sadece bana bakıyordu.
Ne düşündüğünü anlamak imkânsızdı.
Ama o an ikimizin de bilmediği bir şey vardı.
Bu sadece bir partnerlik olmayacaktı.
Ve aylar sonra dönüp baktığımda, hayatımı değiştiren anın tam olarak bu an olduğunu anlayacaktım.