İçeriğe geç

Bitmeyen Izdırap 1. Bölüm

Bir sonbahar sabahıydı..

Hava biraz serindi.. insanı üşütmeyen bir rüzgar esiyordu... tatlı bir esinti gibi... Sonbahar rüzgarları esmeye başlamıştı..ve sararmış yaprakları hoyratça dallarından koparıyor sağa sola savuruyordu... Eylül'ün son günleriydi... Birkaç gün sonra gelecek olan ay ile birlikte sonbahar iyiden iyiye hissedilecekti..

İnsanlar yavaş yavaş işlerine gitmek için caddeleri dolduruyor... Her zamanki gibi telaşlı adımlarla koşarcasına birileri bir yerlere yetişmek için çabalıyorlardı.. günün ilk ışıklarıyla şehirde uyanmıştı... Az sonra bu insan seline araçlarda da dahil olmuş otobüsler minibüsler taksiler ve özel arabalar ana yollara doğru akmaya başlamıştı..

Trafikte ilerlemeye çalışıyorlardı.. şehrin uğultusu korna seslerine karışıyor ve şehir canlanıyordu...

şehrin en meşhur ve işlek bir caddenin köşe başındaki eczanenin üstündeki muayenehanesinde psikolog doktor Nusret bey de her zaman olduğu gibi aynı saatte iş yerindeki koltuğuna oturmuştu bile... Sekreteri her gün olduğu gibi sabah kahvesini hazırlamış ve masasına bırakmıştı... Psikolog doktor Nusret bey yine gazetesini eline almış ilk sayfasından itibaren okumaya başlamıştı bu her zamanki alışkanlığıydı... Caddeye bakan penceresinden arada bir sokağın nabzını dinliyor ve tekrar gazetesine bakışlarını çeviriyordu...

Doktor Nusret bey hafif kumral dalgalı saçları vardı.. açık tenli koyu kahverengi iri gözleri vardı... temiz bir yüzü vardı... Okulunu bitirmiş mecburi hizmet için gittiği Anadolu belki bir şehirde bir hastasının aracı olması ile aradığı değerlere sahip ince zarif bir kızla evlenmişti... Milli ve manevi değerleri olan inançlı ve inancını yaşayan bir insandı bu şekilde bir kız hayal ediyor ve onu bulmak için Allah'a dua ediyordu nihayetinde görev icabı bulunduğu Anadolu'nun bu küçük şehrinde ona rastlamıştı mutlu bir evliliği vardı... Aradan geçen 5-6 sene kendi muayenehanesini açmış ve işlerini de iyice oturtmuştu... Bu evlilikten tatlı güzel bir kızı vardı... Kızının adını Mehlika koymuştu.. onu da eşini de çok seviyordu... Tabii ki onlar da kendisini seviyorlardı..

Doktor Nusret Bey'in muayenehanesi lüks bir semtte ve tanınmış bir cadde üzerindeydi... Hastalarının memnuniyeti ve onlara şifa bulabilme becerisi ile ünlenmesine sebep olmuştu.. Bu da kendisinin tanınmasına ve ünlü bir psikolog olmasını sağlamıştı... Bu acımasız dünyanın sıkıntılarına göğüs geremeyen ve hep bir şeyin eksikliğini hisseden.. maddi olanakları ve her şeyleri olmasına rağmen mutlu olamayan devamlı kendilerine dert edecek bir şeyler bulan zenginler hüsnü kuruntularını gidermek kendilerini daha iyi hissetmek için doktorlarına koşarlar ondan terapi görürler ve yardım alırlardı... O kadar anlamsız ve boş şeyler için dert ederlerdi ki doktor Nusret beye bunlar çok basit gelirdi ve her şeyden önce onlara inançlı olmalarını gerekliliğini aile bağlarını ve toplumun değerlerini göz önüne alarak yaşamaları gerektiğini söylerdi... Bugün bir iki randevu dışında pek işi olmamıştı...

Muayenehanesinin kapanma saati gelmişti.. yine her zaman olduğu gibi Sekreteri beş çayını hazırlamış ve birkaç tane de tatlı tuzlu kurabiye atıştırmalık hazırlamış doktor Nusret beyin masasına bırakıp ayrılmak için izin istemişti...

-Tabii ki çıkabilirsiniz Büşra hanım dedi sekreterine... iyi akşamlar yarın görüşmek üzere kendine dikkat et Allah'a emanet ol dedi..

sekreteri de;

-teşekkür ederek iyi akşamlar efendim.

diyerek çantasını ve pardösüsünü giydikten sonra kapıyı usulca çekti ve muayeneden ayrıldı...

Bir saate kadar da doktor Nusret bey muayenehanesini kapatıp çıkmayı düşünüyordu... Fincanda dumanı düşen tavşan kanı çaydan bir yudum aldı... çayı şekersiz ve biraz demli içerdi.. Akşam saatlerinde en sevdiği anlardı bu anlar...

Ama birden bir şey oldu bu keyfini bozacak ve tedirgin edici bir durumdu..

Kapının zili yerine kapıya vuran sert yumruklar GÜM GÜM GÜM...