İçeriğe geç

Kahve

Aslında onu daha önce tanıyordum.Aynı dünyada yollarımız kesişmişti ama hiç konuşmamış, birbirimizi gerçekten tanımaya fırsat bulamamıştık.Bazen hayat, hiç beklemediğiniz bir anda iki insanı yeniden karşılaştırır.Bir gün sosyal medya üzerinden birbirimizi takip etmeye başladık.Küçük bir adım gibi görünüyordu ama belki de büyük bir hikâyenin başlangıcıydı.Zamanla konuşmaya başladık ve bir gün buluşmaya karar verdik.

11 Şubat 2014…

İlk buluşmamız için Kahve Dünyası’nda sözleştik.İçimde tatlı bir heyecan vardı.Onu ilk kez gerçekten tanıyacağım, karşılıklı oturup sohbet edeceğimiz o anı merak ediyordum.Onu gördüğüm ilk anda gözümden kaçmayan bir detay vardı.Üzerinde ona çok yakışan, tam üzerine oturan siyah bir kot pantolon ve siyah deriyle mont karışımı şık bir ceket vardı. O an, onu ilk defa farklı bir gözle görmeye başlamıştım.Daha sonra kendimizi anlatmaya başladık ve o sanki sadecekonuşmuyor, benim ayaklarımı yerden kesecek şekilde gözlerime bakıyordu.Bazen bir insanı ilk gördüğünüz anda içinizde tarif edemediğiniz bir his oluşur.Benim için de o gün, sıradan bir buluşmadan çok daha fazlasıydı. Bir kahve masasında başlayan, nereye gideceğini bilmediğim ama kalbimde iz bırakan bir hikâyenin ilk sayfasıydı.

Daha sonra birbirimize hayatlarımızı anlatmaya başladık.Geçmişimizden, yaşadıklarımızdan, hayallerimizden bahsettik.Onu dinledikçe, aslında hakkında bildiğimden çok daha fazlasını öğrenmeye başladım.O, okul yıllarında çok popüler bir çocuktu. Herkesin tanıdığı, dikkat çeken, çevresinde sevilen biriydi.Belki de bu yüzden, içimde bir yerde kendime sürekli “Bu buluşma olmasa mı?” diye düşünüyordum. Defalarca kez kendimi vazgeçirmeye çalışmıştım.

Ama oradaydım işte…

Karşımda oturuyordu ve ben bütün dikkatimle onu dinliyordum.Anlattığı her şey, söylediği her cümle, benim için giderek daha değerli hale geliyordu. İçimdeki heyecanı saklamaya çalışsam da, onu tanımaya duyduğum merak her şeyin önüne geçmişti.O an fark ettim ki bazen insan, aklıyla vazgeçmeye çalışsa bile kalbi başka bir hikâyenin içine doğru yürümeye başlıyor.O kadar heyecanlanmıştım ki, etrafımızda birçok insan, birçok ses olmasına rağmen benim için sadece onun sesi vardı.Sanki zaman yavaşlamış, o an sadece ikimize ait bir dünyaya dönüşmüştü.Onu dinlerken gözlerimi ondan ayıramıyordum. Anlattığı her şey, kurduğu her cümle benim için daha da anlam kazanıyordu. İçimde tarif edemediğim bir yakınlık, bir sıcaklık oluşmaya başlamıştı.Daha ilk günden hissettiğim bu duygu, bana çok güçlü bir gerçekliği hissettirmişti:Ben bu insanı sevebilirdim. Hem de öyle geçici bir hevesle değil, kalbimin derinliklerinden gelen, uzun yıllar süreceğine inandığım bir sevgiyle…Belki o an bunun nereye varacağını bilmiyordum, belki gelecekte bizi nelerin beklediğinden haberim yoktu.Ama o kahve masasında, onun karşısında otururken içimde bir şey çoktan kararını vermişti.

Daha ilk günden, onu sonsuza kadar seveceğim hissi içime yerleşmişti.Tüm bunları hissederken içimde başka bir ses de vardı.Sanki bir yanım bütün gücüyle çığlık atıyor ve “Hayır” diyordu.Çünkü bunun farklı olduğunu hissediyordum. Hayatım boyunca kurduğum dengeler, bildiğim tüm doğrular, alıştığım tüm düşünceler değişebilirdi. Bunu daha o ilk anda, daha hiçbir şey başlamadan bile içimde bir yerlerde fark etmiştim.O zamana kadar aşk sandığım birçok şeyi yaşamıştım.Kalbimin hızlandığı, kendimi kaptırdığım anlar olmuştu.Ama bu his, onlardan çok daha derindi.Bu, sadece bir hoşlanma ya da geçici bir heyecan değildi.Bu bana aşktan çok daha fazlasını öğretecek bir yolculuğun başlangıcı gibiydi.Ama kendime sorduğum tek bir soru vardı:Ben buna gerçekten hazır mıydım?Kalbim bir adım atmak isterken, aklım beni geri çekiyordu.Çünkü bazen insan, karşısına çıkan en güzel şeyin aynı zamanda hayatını tamamen değiştirebileceğini de hisseder.Ve ben, o gün, bir kahve daha içmeye karar verdiğimiz o anın içinde, farkında olmadan hayatımın en büyük değişiminin tam ortasında duruyordum.Sonunda ikinci kahvelerimizi aldığımızda içimde küçük bir sevinç oluşmuştu. Sanki bana biraz daha düşünme, onu biraz daha tanıma fırsatı vermişti bu ikinci kahve.Ama aslında biliyordum ki ben çoktan etkilenmiştim.Çünkü o, karşımda öyle hazır ve öyle kararlı duruyordu ki…Sanki beni ikna etmek için değil, sadece olduğu kişiyle kendini anlatmak için oradaydı.Zaten ağzından çıkan her kelimeye çoktan ikna olmuştum.Söyledikleri, bakışları, hayata karşı duruşu bana dokunuyordu.Karşımda duran insan; aldığı tüm yaraları geride bırakmaya çalışmış, yaşadıklarının izlerini taşımış ama yine de dimdik durmayı başarmış biriydi.Yine de yüzünde, yılların ona bıraktığı yorgunluğu saklayamadığı bir ifade vardı.Belki de beni en çok etkileyen şey buydu.Güçlü görünmeye çalışan ama içinde biriktirdiği hikâyeleri gözlerinden belli olan bir insan vardı karşımda.Ve ben, o an fark ediyordum ki bazen bir insanı sevmeye başlamanız için onun kusursuz olması gerekmez.Bazen sizi kendine çeken şey, tam da taşıdığı izler ve gerçekliğidir.Her güzel şey gibi, bu akşamın da bir sonu olacaktı.Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım.Bir yandan bu anın hiç bitmemesini isterken, bir yandan da vedalaşma vaktinin yaklaştığını hissediyordum.Tam da o an, sanki beni bırakmak istemiyormuş gibi bir ifadeyle bana baktı.

“Sinemaya mı gitsek?” diye sordu.

O iki kelime, o an için bambaşka bir anlam taşıyordu.Sanki sadece bir film izleme teklifi değildi; biraz daha fazla zaman geçirmek, biraz daha konuşmak, birbirimizi biraz daha tanımak isteğiydi.İçimdeki heyecan yeniden yükseldi.Çünkü o an anladım ki sadece ben değil, o da bu akşamın bitmesini istemiyordu.Bazen bazı insanlar hayatınıza girerken büyük cümleler kurmazlar.Sadece küçük bir teklif, bir bakış ya da bir gülümsemeyle size kalmak istediklerini hissettirirler.Ve o akşam, benim için bir kahveyle başlayan hikâye, bir sinema teklifiyle biraz daha uzamıştı.Tabii ki bu fikre de çoktan ikna olmuştum. Aslında içimde sinemaya gitme isteği vardı.Onunla biraz daha vakit geçirmek, bu güzel akşamın biraz daha devam etmesini istiyordum.Ama içimde küçük bir endişe de vardı.Hiçbir şeyin hızlı yaşanmasını istemiyordum.Bir anda başlayıp aynı hızla bitecek bir hikâyenin içinde olmak istemezdim.Çünkü daha ilk günden hissettiğim şeyin geçici bir heyecan olmadığını biliyordum.Bu anı aceleye getirmek değil, her saniyesini hissederek yaşamak istiyordum.Onu tanımak, anlattıklarını dinlemek, zamanla birbirimize yaklaşmak istiyordum.Çünkü bazı başlangıçlar vardır; insan onları kaybetmekten korktuğu için daha dikkatli adımlar atar.Benim için de o akşam tam olarak böyleydi.Kalbim ona doğru koşmak isterken, aklım bana yavaşlamam gerektiğini hatırlatıyordu.Şu an ismini hatırlamadığım bir sinema filmine gitmiştik.Bunu hatırlayamadığım için kendime kızdığım oluyor. Çünkü hafızamda ona dair unuttuğum çok az şey vardı ve bu da onlardan bir tanesiydi.Belki de o filmin kendisi değil, o akşamın hissettirdikleri daha fazla yer etmişti bende.Yan yana oturmak, aynı salonda aynı hikâyeyi izlemek, arada birbirimize bakıp o anı paylaşmak…Bazen insan bazı detayları unutur ama o anın kalbinde bıraktığı izi asla unutmaz.Ben de o gün filmi değil, onun yanımda oluşunu hatırlıyorum.İlk buluşmamızın heyecanını, içimde büyüyen o garip ama güzel duyguyu ve hayatımın değişmeye başladığını hissettiğim o anları…Belki filmin adını hatırlamıyorum ama o akşamın benim için ne ifade ettiğini hiç unutmadım.Film bitip salondan çıktığımızda, o anın da yavaş yavaş sona yaklaştığını hissediyordum. İçimde hem güzel bir mutluluk hem de tarif edemediğim bir hüzün vardı.Tam o sırada ellerimi tuttu ve bana baktı.“Şu ana kadar izlediğim ilk sinema filmi buydu.” dedi.Sonra öğrendim ki daha önce gittiği sinemalarda aslında filmleri izlemekle pek ilgilenmemişti.Onun için o zamanlar sinema, filmden çok başka şeylerin peşinde olduğu bir yer olmuştu.Gülümsedim.Çünkü karşımda geçmişiyle yüzleşebilen, yaşadıklarını saklamayan ve bana kendini olduğu gibi anlatan biri vardı.

Ama o gece farklıydı.

O gece gerçekten bir filmi izlemek, yan yana oturmak, o anı paylaşmak istemişti.Belki de ilk kez bir sinema salonunda sadece bir film için değil, karşısındaki insanla geçirdiği zamanın değeri için oradaydı.Bunu düşündüğümde içimde garip bir sıcaklık oluştu.Çünkü bazen bir insanın geçmişinden çok, sizin yanınızdayken kim olduğu önemlidir.Ve ben o gece, onun bana gösterdiği tarafını tanımaya başlamıştım.