Bölüm 1 – Fotoğraftaki Çocuk
Tavan arasına çıkmak her zaman içimi sıkardı.
Toz kokusu, eski kutular ve kimsenin dokunmadığı eşyalar… Ama annem “şu kutuları indir” deyince mecburen yukarı çıkmıştım.
Kutuları açarken hiçbir şey özel görünmüyordu. Çocukluk eşyalarım, eski defterler, sararmış fotoğraflar…
Ta ki bir fotoğrafı elime alıncaya kadar.
İlk bakışta normaldi. Ben küçükken çekilmiş bir kareydi. Ama arka planda, salıncağın yanında duran bir çocuk vardı.
Durup uzun süre baktım.
“Bunu daha önce neden fark etmedim?” diye düşündüm.
Fotoğrafı kenara koyup diğerlerine baktım.
Bir sonraki fotoğraf… okul bahçesi.
Aynı çocuk.
Bir diğeri… doğum günü.
Yine oradaydı.
Kalbim yavaş yavaş hızlanmaya başladı. Sanki bir şeyler ters gibiydi ama ne olduğunu anlayamıyordum.
Fotoğrafları tek tek masaya dizdim.
O çocuk her karede vardı.
Ve en tuhafı… her fotoğrafta benimle birlikte büyüyordu.
Saçları değişiyor, boyu uzuyor, yüzü olgunlaşıyordu.
Ama hep arka plandaydı. Hep sessiz. Hep izleyen.
Sanki hayatım boyunca beni takip etmiş gibiydi.
“Anne!” diye seslendim.
Annem yukarı çıktı.
Fotoğrafları önüne koydum.
“Bu çocuk kim?”
Annem birkaç saniye hiçbir şey demedi.
Yüzü bir anda gerildi.
Fotoğraflardan birini elinden düşürdü.
“Bu fotoğrafları nereden buldun?”
“Sadece kutudaydılar. Kim bu?”
Annem cevap vermedi. Kutuyu yavaşça kapattı.
“Bir daha o kutuyu açma,” dedi.
“Anne, lütfen… bu çocuk kim?”
Derin bir nefes aldı.
Bana bakarken sesi titriyordu.
“Çünkü… o çocuk yıllar önce öldü.”