1. BÖLÜM
Kemal gözlerini açtığında ilk hissettiği şey sessizlikti.
Bir an nerede olduğunu anlayamadı. Az önce başka bir odadaydı; başka bir yaşta, başka bir hayatın sonuna yaklaşmıştı. Elli beş yılın yorgunluğu hâlâ zihnindeydi. Verilmiş kararlar, kaçırılmış fırsatlar, kaybedilmiş insanlar…
Hepsi birkaç saniye önce gerçekti.
Şimdi karşısında çocukluğundan tanıdığı tavan vardı.
Tavandaki ince çatlağı hatırlıyordu. Sobanın duvara vuran is kokusunu, pencerenin kenarındaki solmuş perdeyi, kapının açılırken çıkardığı sesi de…
Bunların hepsi yıllardır yalnızca hafızasında yaşayan şeylerdi.
Yorganı üzerinden atıp doğruldu.
Ellerine baktı.
Küçüktüler.
Bir süre parmaklarını açıp kapattı. Sonra yataktan indi. Ayakları yere değdiğinde odanın olduğundan daha büyük göründüğünü fark etti.
Aynaya doğru yürürken kalbi hızlandı.
Karşısında bir çocuk vardı.
Kendi çocukluğu.
Kemal aynaya biraz daha yaklaştı. Yüzüne dokundu. Pürüzsüz yanaklar, dağınık saçlar, korkuyla açılmış gözler…
Elli beş yıllık bir hayatın hatıraları, küçük bir çocuğun yüzünün arkasından ona bakıyordu.
“Bu mümkün değil…”
Kendi sesinden ürktü.
İnceydi.
Unuttuğu kadar ince.
Ne kadar süre aynanın karşısında kaldığını bilmiyordu. Zihninde görüntüler birbirine karışıyordu.
Yollar.
Şehirler.
Kaybettiği insanlar.
Yarım kalan hayaller.
Sonra kapının ardından bir ses geldi.
“Kemal! Uyandın mı oğlum?”
Nefesi kesildi.
Annesinin sesiydi.
Yıllardır yalnızca hatırladığı, bazı geceler rüyasında duyduğu o ses şimdi birkaç adım ötesindeydi.
Kapıya yürüdü.
Eli kapı kolunda durdu.
Açmaya korktu.
Ya bütün bunlar zihninin son oyunuysa?
Kapıyı açtı.
Annesi koridorda duruyordu.
Saçlarında henüz beyaz yoktu.
Yüzü gençti.
Kemal hiçbir şey söylemeden ona sarıldı.
Kadın şaşkınlıkla oğlunun sırtını sıvazladı.
“Hayırdır yavrum? Kötü rüya mı gördün?”
Kemal gözlerini kapattı.
Annesinin kokusunu içine çekti.
O anda geleceği bilmenin, paranın, başarının ya da pişmanlıkların hiçbir anlamı yoktu.
Bir insanın yıllar sonra annesine yeniden sarılabilmesi başlı başına mucizeydi.
“Bir şey yok anne,” dedi güçlükle.
“Seni özlemişim.”
Annesi güldü.
“Daha dün akşam beraberdik.”
Kemal de gülmeye çalıştı.
Onun için dün akşamla bu sabah arasında koca bir ömür vardı.
O gün evin içinde dolaşırken her eşya ona iki ayrı zamanı aynı anda yaşattı.
Sobanın yanındaki küçük masa.
Bakır kaplar.
Duvarda asılı eski saat.
Kardeşlerinin sesleri.
Babasının ayakkabıları.
Her şey olduğu yerdeydi.
Sanki hayat ona:
“Bir daha dene.”
diyordu.
Akşam olduğunda yatağına uzandı.
Tavandaki çatlağa baktı.
Neden buradaydı?
Bir rüyanın içindeyse ne zaman uyanacaktı?
Gerçekten geçmişe dönmüşse, bildiği gelecek yine aynı şekilde mi yaşanacaktı?
Cevabı yoktu.
Ama bir şeyi biliyordu.
Bu sabah annesine yeniden sarılmıştı.
Ve eğer hayat ona gerçekten ikinci bir kez verilmişse…
Bu kez onu aynı şekilde harcamayacaktı.