İçeriğe geç

Gölgede kalan

Karanlıkta kalan ışık hiçbir zaman tam yanmıyordu.

Adımlarım zemine düştükçe çıkan ses, boş bir koridorda yankılanıyor ve birkaç saniye sonra sanki hiç var olmamış gibi kayboluyordu. Her şey bir sis perdesinin arkasında ilerliyormuş gibi bulanıktı. Duvarlar nefes alıyor, gölgeler olduklarından daha uzun görünüyordu. Sesler gittikçe uzaklaşıyor, zaman ise her adımda biraz daha ağırlaşıyordu.

Gece lambasının altında yürürken ileride birini gördüm.

Yüzü seçilmiyordu.

Titreyen ışığın altında yalnızca karanlık bir silüet vardı. Bir süre hareket etmeden durdu. Sonra yavaşça yürümeye başladı.

Ben de yürüdüm.

Aramızdaki mesafe azalmıyordu.

Aksine, koridor uzadıkça uzuyordu.

Gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım. Açtığımda silüet hâlâ oradaydı. Fakat artık bir insana benzemiyordu. Sanki karanlık, bir bedene dönüşmüş ve karşıma dikilmişti.

Bir anlığına her şey sustu.

Sonra uzaktan bir ses duyuldu.

Kime ait olduğunu bilmiyordum.

Ama tanıdık gelmişti.

İçimde uzun zamandır kapalı duran bir kapıyı aralamış gibiydi.

Yürümeye devam ettim.

Ayağımın yanında küçük, metal bir şey fark ettim. Eğilip aldığımda bunun eski bir anahtar olduğunu gördüm. Soğukluğu avucumun içine yayıldı.

Anahtara dokunduğum anda zihnimde bir görüntü belirdi.

Kapalı bir kapı.

Titreyen bir el.

Yere düşen bir eşya.

Ve ardından büyük bir boşluk.

Görüntü bir anda kayboldu.

Anahtar elimden düştü.

Nefesim hızlandı.

Koridorun sonunda duran gölge artık daha yakındı.

Yüzü hâlâ görünmüyordu.

Fakat ona baktıkça içimde garip bir his büyüyordu.

Sanki onu daha önce görmüştüm.

Sanki bir zamanlar onu çok iyi tanıyordum.

Ve sanki unutmayı ben seçmiştim.

Bir adım daha attım.

Gölgenin bulunduğu yer kararmaya başladı.

Zemin ayaklarımın altında ağırlaştı.

Duvarlar bulanıklaştı.

Lambanın ışığı son kez titredi.

Sonra her şey karanlığa gömüldü.

Karanlığın içinde yalnızca tek bir düşünce kaldı.

Ben burada daha önce bulunmuştum.

Ve henüz hiçbir şey başlamamıştı.