"En güzel deniz,
Henüz gidilmemiş olandır."
(Nazım Hikmet)
İnsanlar yarının ne getireceğini bilemezler. Bir saat sonrasını, bir dakika sonrasını, bir saniye sonrasını, bir salise sonrasını...
Bazen bir salise bile hayatımızı etkileyebilir. O bir salise de bir canlı dünyaya gelebilir veya bir canlı ölebilir. Zaman çok farklı bir kavramdır. Öyle değerlidir ki...
Zamanın kıymetini bilmeyenler neler kaçırdıklarını bilemezler bile. Bu dünyada herşeyi satın alabilirsiniz fakat zamanı asla satın alamazsınız.
Sabah annemin uyandırması ile güne başlamıştım. Zaten gece uyuyamamıştım, bir de erkenden uyanınca ister istemez agrestif olabiliyordum. Bu yüzden hiç kimseyle muhattap olmadan yarı gözü açık şekilde banyoya gitmek için yataktan zorda olsa kalktım.
Banyonun önüne geldiğimde ışığı yakmak için anahtara uzanıyordum ki birden içeriden yeşil yüzlü bir varlık çıkmasını beklemediğim için çığlık atarak geriye doğru sendeledim ve kafamı duvara çarpıp yere düştüm. Elimi hemen kafama götürdüm ve ovalamaya başladım.
"Kız, ay ne oldu? Hortlak görmüş gibi düştün kaldın. Bir de çığlık atıyorsun. Ne oldu?"
Gözlerimi açtım ve karşımdaki yeşil yüzlü kişinin halam olduğunu görünce sinirim üst seviyeye taşındı.
"Ya hala ne yapıyorsun ya aklımı aldın. Off şimdi çıldıracağım!"
"Kız ne oldu da sanki Allah Allah. Gel kalk hadi tersinden kalktın yine bugün herhalde?"
Halam bana elini uzatınca eline tutundum ve kalktım. O sırada abimin sesini duyum. Ben niye bu evde normal insanlar gibi evimde huzurlu uyanamıyordum yani?
"Ne oldu, ne bağırıyorsunuz yine?" Ağabeyimi holün başında gördüğümde; "Lan hortlak!" diyerek bağırdı ve gerileyince halam sabır çekerek yanımdan ayrıldı ve giderken de abimin koluna bir sille çakmayı da unutmadı tabiki.
Söylene söylene gideceğinden emindim ki; "Ayy Nesrin, senin bu oğlun bana hortlak dedi. Alınıyorum yani. Ayrıca nerem hortlağa benziyor canım aaa?" Halamın sitem dolu sesleri uzaklaşınca gözlerimi yeniden ovuşturdum ve banyoya girdim.
Yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım ve banyodan tam çıkarken aniden karşımda ağabeyimi görünce geriye doğru sendeledim. O sırada ise kapıya tutundum çünkü yerler kaygan olduğu için az daha yere düşüyordum.
Bu bugün ikinci kez oluyordu! Evdekilerin canıma kastı olduğunu düşünecektim artık bu ne ya? Zaten uykulu gözlerimle etrafı zor görüyordum. Bir de aniden karşımda beliriyorlardı.
"Ağabey, napıyorsun ya? Halam bir sen iki! Canıma kastınız mı var sizin?" Ağabeyim bir anda ellerini yavaşça vurarak aşağılayıcı bir şekilde alkış tuttu. Ne olduğunu anlayamadım ve boş boş göz kırpıştırdım.
"Nihayet çıkabilmişsiniz Ela hanım. Biraz daha dursanız içeride deliğe düştün sanıp gelip bakacaktım yani o derece."
Gözlerimi devirmeden duramadım ve o sırada ağabeyim hızlıca kolumdan tutup dışarı çıkardı. Abim öyle hızlı çıkarmıştı ki beni banyodan daha demin kafamı vurduğum duvara şimdi de alnımı vurmuştum. Elimi alnıma attım ve ovalamaya başladım.
Güne harika bir başlangıç yapmıştım resmen!
"Kız ne sakarsın sen ya. Gider ayak bir de evi başımıza yık istersen. Duvarın boyası döküldü boyası!"
Ağabeyim banyoya bana söylenerek girmişti. Bende sabır çekerek odama doğru ilerliyordum ki geri döndüm ve banyonun kapısına birkaç tekme attım. İçeriden ağabeyim boğuk sesi geliyordu. Büyük ihtimalle dişlerini fırçalıyordu.
"Sus be gerizekalı!" Lafımı da asla esirgemezdim. Ağabeyim diye kendimi ezidiremezdim. Alt tarafı dört yaş yani. Değil mi?
Tam arkamı döndüğüm anda daha demin hem kafamı hem de alnımı vurduğum duvarı gördüm. Gerçekten de duvarın boyası dökülmüştü. Alnımı yeniden ovuşturarak odama gittim.
Dolabımı açtım ve gri bir eşofman altı ,siyah boğazlı bir badi ve gri kapüşonlumu aldım. Aslında Nisan ayındaydık fakat İstanbul'a son bir haftadır yağmur yağdığı için hava biraz soğuktu. E bende de kansızlık olduğu için hemen üşürdüm.
Bugün güne yeni başlamama rağmen üzerimden atamadığım bir uykusuzluk vardı. Belki bütün gece Muhteşem Yüzyıl izlediğim içinde olabilirdi. Ama çok heyecanlı bir bölümdü yani. Sultan Süleyman'ın sefere gittiği ve Hürrem'i de tutup yüzünü yaktıkları bir bölümdü. E heyecanlı olunca bırakamadım tabi.
Hızlıca kestane rengi saçlarımı taradım ve pembe tüylü bir tokamı alarak saçıma hızlıca şekil verip minik bir topuz yaptım. Perçemlerim yine dağılmıştı ama şuan hiç onlara şekil vermekle uğraşamazdım. Tel toka yardımıyla onları da saçıma sabitledim ve hızlıca odamdan çıkıp mutfağa doğru ilerledim. Esneyerek çıktım odamdan. Gerçektende hiç uykumu alamamıştım.
Mutfağa doğru biraz daha yaklaştığımda o enfes kokular burnuma biraz daha geliyorudu. Anlaşılan Nesrin sultan yine döktürmüştü.
Mutfağa girdiğimde herkes yerini almıştı ve annem de çayları dolduruyordu. Annemin beni gördüğü gibi yine söyleneceğini anladığım an hızlıca yanına gittim, yanağına bir öpücük bıraktım ve derin bir oh çektim.
"Günaydın herkese."
"Ay yani şu sofraya tam saatinde gelseniz olmuyor değil mi? Ben sabahın köründe kalkayım sizin için o kadar kahvaltı hazırlayayım siz de anca o odanızda kıç büyütün."
Evet mesaimiz başlıyor. Sıkı tutunun! "Annem" dedim en içlisinden. "Sultanım, davetinize erkenden icap etmek isterdim lakin epey bir uyumuşum. Bu seferlik bağışlasanız ha sultanım?" Bir anda herkes sustu ve bana baktılar.
"Ne diyor ayol bu?" diyen halama annem cevap verdi.
"Anlaşıldı. Yine gece uyumamış ve film izlemiş. Hayır yani ne anlıyorsunuz bu filmlerden ben anlamıyorum ki? Hiç anneme yardım edeyim, evin bir eksiği varmı, hiç sormayın tamam mı yavrum? Anneniz arkanızı topluyor çünkü. Anca girin o yatağa kıç büyütün. Ama göreceğim, sizi de göreceğim."
Annem konuşurken ben sofraya oturmuş zeytin yiyordum. Ayy hele bir de yeşil zeytinse o kasede ki zeytinleri kimseye kaptırmadan yerdim.
"Ay anne, diyorum sana kesin bu hastanede karıştı. Hiç benim kardeşim gibi davranıyor mu yani? Çok aykırı garip birşey bu. Sabahta kafasını çarpınca iyice aklı sulandı herhalde." diyen ağabeyim büyük bir kahkaha attı. Bende boş gözlerle ona bakarken duruma babam müdahale oldu.
"Tamam bir olayı da büyütmeyin. Anneniz haklı. Bundan sonra herkes tam yemek saatinde burada olacak bitti."
"Haa bu arada artık öyle odalara kapanmakta yok. Gelin bir yanımıza sohbet muhabbet edelim yani. Herkes odasına çekiliyor. Asosyal misiniz evladım siz? Tövbe tövbe. Annenize de yardımcı olacaksınız."
Ağabeyimle aynı anda kafa salladık. -Ayrıca asosyal olmak kötü birşey miydi ki? Ben neyse ki asosyal değildim-
Masada kısa bir sessizlik oldu ve halamın komşularla ilgili bir konu açması ile annem ve babamda onlara katıldılar.
Halam bugün neden bize gelmişti hiçbir fikrim yoktu. Aynı mahallede oturuyorduk zaten ama yinede çok sık gelmezdi.
Halam Suzan, hayatında hiç evlenmediği için tek başına yaşıyor ve emekli tarih öğretmeni.
Dedem ve babaannem bir trafik kazası sonucu vefat etmişler.O dönem Suzan halam on yedi, babam on beş ve Hasan amcam ise daha on yaşındaymış. Halam o dönem okulu bırakmış ve hem amcamı hem de babamı büyütmüş. Kendisi ise sonradan yeniden bir liseye başlamış.
Yirmi beş yaşındayken bir sevdiği varmış. Sonra nişanlanmışlar ama halam nişanı atınca daha da kimseyle olmamış. Nedenini hiçbir zaman anlatmadı. Şimdi de işte tek başına yaşıyor ve bu durumdan mutlu olduğunu söylüyor.
Masada koyu bir sohbet dönüyordu ama bahsettikleri kişileri tanımadığım için çokta oralı olmuyordum. Hemen kahvaltımı yapıp odama gidip, kendimi yeniden uykunun kollarına bırakmak istiyordum.
Ağzıma bir domates attım ve tuzsuz olduğu için masada tuz varmı diye bakınıyordum ki tam da ağabeyimin önündeydi.
"Ağabey tuzu uzatır mısın?" Ağabeyim duymayınca bir daha sordum ve o sırada bir elinde telefon bir elinde çatal ve çatalını sallarken diğer elindeki telefonuna bakarak gülümsüyordu.
Ağabeyime biraz daha dikkatli baktım ve aaa gerçekten de gülümsüyordu. E bu madem gülümseyebiliyordu, evde niye deccal gibi geziyordu? Kesin sevgilisi var kesin diye geçirdim içimden. Sonra uzanıp kendim aldım tuzu ve domatesin olduğu tabağa üzerine döktüm.
"Aaa tuz dökmeyi unutmuş muyum kızım? Ay hiç farkında bile değilim."
Annem biraz mahçup gibi bakmıştı sanki. Zaten onun kalbi en ufak bir şeyde bile çıt diye kırılabiliyordu. "Ay yok sultanım. Biliyorsun ben bol tuzlu severim o yüzden attım tuzu. Yoksa sen hiç eksik bir iş yapar mısın yani?"
Annem bana gülümseyince bende ona öpücük attım ve tam o anda telefonum çalmaya başladı. Arayan kişiyi görünce hemen geri kapattım. Kafamı geri kaldırdığımda herkesin bana baktığını gördüm.
"Hayrola kızım kimmiş arayan? Niye kapattın telefonu?"
"Ay babacığım okuldan arkadaşlar işte, boşver. Ben onları daha sonra ararım."
"İyi madem sen bilirsin kızım."
Tam o sırada telefonum yeniden çaldı. Açmadım ve hemen sessize aldım. "Kim arıyor seni böyle ısrarla ağabeyciğim?" diyerek bana hayırdır dermiş gibi kafa sallayan ağabeyime döndüm.
Önce boğazımı temizledim. Sonra ağabeyime karşı gülümsedim ve; "Senin o telefonda iki saattir gülümsediğin ve konuştuğun gibi birisi işte. Çokta önemli değil ağabeyciğim." deyip göz kırptım ve çayımı tekte bitirip masadan kalktım. Ağabeyimin sinirli bakışlarını gördüğüm gibi hemen kafamı çevirdim.
"Ben doydum. Afiyet olsun size. Ben biraz daha uyusam iyi olacak, çok uykum var da." deyip öpücük attım ve tam arkamı dönüp gidiyordum ki babamın seslendiğini duydum.
"Ela kızım, nereye yavrum ne uyuması? Bir ton iş var daha." Arkamı yeniden mutfağa doğru döndüm ve babamın bana doğru dönük olduğunu gördüm. E adam daha yemeğin başında annenize yardım edeceksiniz demişti. Bende hiç umursamıyormuş gibi odama kaçıyordum.
"Babacığım söz veriyorum yarın anneme de yardım edeceğim, odamdan çıkıp yanınıza da geleceğim ama şuan gerçekten dinlenmezsem yığılıp kalacağım valla." deyip gülümsedim.
Babam kısa bir an annemle bakıştılar. Kafa ve göz işareti yaptılar birbirlerine. Ben ise sadece bu hallerine boş boş göz kırpıştırarak ve esneyerek izledim. Babam yeniden bana doğru döndü.
"Kızım sen bu olaya çok sıcak bakmıyorsun fakat taşınıyoruz biz farkında mısın? Daha ev toplanacak, yeni eve eşyalar dizilecek, temizlik yapılacak e bunun yolu da var ohoo çok iş var kızım ne dinlenmesi ne uyuması?"
Bir dakika, bir dakika biz şimdi ciddi ciddi taşınacak mıydık? Bu şaka değil miydi yani?
"Haha çok iyi bir şaka canım ailem. Ama şuan baya bir yorgunum. Biliyorum anneme, ev işlerine falan yardım edecektim ama bugün değil." Minik bir kahkaha attım. "Eğer şimdi temizlik falan yaparsam büyük ihtimalle çamaşır suyu falan içerim. O yüzden ben kaçar."
"Ela, bu bir şaka değil kızım. Hem sen neden gitmek istemiyorsun? Mis gibi Karadeniz işte. İstesen de istemesen de bizimle gelmek zorundasın Ela."
Sabır sabır sabır!
"Ya baba ben başka deniz falan istemiyorum. Burada da deniz var. Bak mis gibi Marmara Denizi işte. İstanbul havası da güzel. Hem niye durduk yere gidiyoruz onu da anlamış değilim yani."
Gerçekten anlamıyordum, yani durduk yere bir anda Samsun'a gideceğiz dediler. Yani arkadaşlarım, okulum, sevdiğim kişiler falan hepsi burada işte. Şimdi hiç tanımadığım bir yere gidip nasıl oraya adapte olmamı bekliyorlar ki?
Babamın yavaştan sinirlendiğini hissediyordum. Çünki başını sağ tarafa doğru hafifçe çevirmiş sabır çekmişti.
"Biz annenle öyle uygun gördük kızım. Niye gitmek istemiyorsun bilmiyorum ama tahminlerim var elbette. O tahminlerim umarım benim tahminlerim olarak kalır, fakat şuan konumuz bu değil. Şimdi git eşyalarını topla. Bu hafta içinde taşınmış oluruz."
Çenemin titrediğini hissedebiliyordum. Gözlerimde dolmuştu ama uykusuzluktan diye düşünüyordum. Off ne uykusuzluğu ya? Bal gibi de ağlıyordum işte.
Babam yeniden önüne döndü ve kahvaltısını yapmaya devam ederken ben de arkamı dönmüş giderken bana seslendiğini duyup bekledim. "Bu konu kapanmıştır Ela hanım! Daha da itiraz istemiyorum."
Bir süre öylece kaldım ve doğruca lavaboya gidip yüzümü yıkadıktan sonra hemen odama gittim ve yatağıma oturup bir süre öylece oturdum.
O sırada yeniden telefonum titremeye başladı. Arayan kişi daha demin kahvaltıda arayan ve şimdi de yeniden arayan Eymen'di.
Eymen orta okulun son senesinde bizim sınıfa gelmişti ve çok yakın arkadaş olmuştuk. Daha sonra liseye geçince benim olduğum liseye nakil aldırmıştı ve benden hoşlandığını söyleyince çıkmaya başlamıştık.
Ve şuan aynı sınıfta lise son sınıftayız. Hatta okulumuzun bitmesine bile üç ay kalmıştı. Onunla beraber liseden mezun olmak istiyordum fakat artık görüyorum ki bu imkansız.
Hemen kulaklığımı taktım ve birkaç saniye bekledikten sonra telefonu açtım.
"Alo, güzelim. Ne yapıyorsun? Niye açmadın ilk arayışımda?"
"Ailem yanımdaydı, o yüzden açamadım." Off kahretsin yaa sesim titremişti. İnşaallah ağladığımı anlamaz.
"Aşkım sen ağladın mı? Sesin biraz üzgün gibi geldi."
Gözlerimi kapattım ve biraz bekledikten sonra gerçekten de gözlerimden yaşlar akıyordu. İçimden ona kadar saydım ve yeniden gözlerimi açtım.
"Ya boşver sen beni de, sen niye aradın?"
"Güzelim buluşalım diyecektim. Hatta şu an sizin evin önünde bile olabilirim."
"Ne!" Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Niye gelmişti ki yani şuan?
Hemen pencerenin önüne gittim ve perdeyi biraz aralayarak dışarıya baktım. Gerçekten de evin önünde siyah bir şahin duruyordu. Hemen plakasına baktım ve evet gerçekten de bu onun arabasıydı.
"Sen niye geldin ki?"
"Ne demek niye geldin? Ailenle tanışmak için geldim tabiki."
"Ne!" Ağzım iki metre açık kalmıştı. Ne demek ailenle tanışacağım? Hem de benim haberim olmadan öyle mi? Ya ben daha aileme bile senden bahsetmemiştim ki.
"Ela, bence artık ailenle tanışmalıyım diye düşünüyorum. Dört sene oldu yani."
"Ya tamam dört sene olmuş olabilir ama yani şimdi olmaz."
"Neden? Niye olmazmış?"
Hemen geçip yatağıma oturdum ve biraz bekledikten sonra konuşmaya başladım. "Şimdi şöyle ki-"
"Ela kızım valizini topladın mı?" Babamın seslenmesi ile hızlıca telefonu kapattım ve telefonu yanıma bıraktım. Kulaklığım yanımda olduğu için hemen kulaklığımı taktım ve sanki müzik dinliyormuşum gibi durmaya çalıştım. Nasıl müzik dinliyormuş gibi durulurdu ki? Takardın kulaklığı ve dururdun işte!
Babam kapıya vurdu ve benim de gel demem ile odaya girdi.
"Kızım ne yapıyorsun öyle? Hâlâ mı toplamadın odanı E valizini bile çıkarmamışsın. Hadi hemen kalk ta toparlanmaya başla."
"Müzik açtım baba ya, biliyorsun müzik olmadan hiçbir iş yapamam." deyip gülümsedim.
"Bilmem mi, tabi bilirim. En iyi ben tanırım kızımı." deyip alnımdan öptü ve gözlerini kısarak alnıma baktı bir süre.
"Niye öyle baktın baba Bir şey mi olmuş?" diyip saçımı düzeltmeye çalıştım.
"Yok kızım saçına bişey olmamış, benim kızım her haliyle güzeldir."
Hemen gülümsedim tabi ki. Babamın bana iltifat etmesi o kadar hoşuma gidiyordu ki. Birden o beş yaşında ki kız çocuğuna dönüyordum.
"Alnına ne oldu senin? Şişmiş bir de. Git hemen buz koy." Elimi alnıma koydum ve gerçekten de şişmişti. Biraz da ağrısı vardı tabi ki.
"Bir şey olmadı baba ya. Sabah halamı maskeyle görünce korkup kafamı duvara çarptım. E sonra da ağabeyim fırlatınca alnımı vurdum."
Ağabeyim aklıma yine gelince sinirlenmiştim. Onun yüzünden şişmişti alnım. Kafamda biraz ağrıyordu tabi. Ah hala ah, ne vardı yani sabahın köründe karşıma öyle çıkmasaydın.
Babam bir süre bana baktı ve yalancı bir tavırla, "Aaa gerçekten de hiç bir şey olmamış kızım. Günlük rutinimiz zaten bizim duvara kafa atmak falan değil mi?"
"Ya baba yaa." diyerek kollarımı göğsümde birleştirdim. Hemen geldi yeniden alnımdan ve başımdan öpüp ayağa kalktı.
"Sen şimdi hemen valizini falan hazırla. Bende sana buz getireyim. Tamam mı prensesim?" Hemen gülümsedim tabi ki.
O sırada babam odamdan çıkmış, mutfağa doğru ilerliyordu. Bir yandan da ağabeyime sesleniyordu. "Birkan ne yaptın kardeşine öyle? Hemen buz götür kardeşine sonra da git odasını toplamasına yardım et. Cezalısın bugün!"
Hemen gülümsedim tabi ki. E abim bugünlük kölem olabilirdi yani değil mi? Sonra hemen aklıma Eymen geldi. Abim yanıma gelip odamı toplamam için bana yardım ederse ben nasıl Eymen'le konuşacaktım ki?
Hemen ayaklandım ve yeniden pencerenin önüne geçtim. Perdeyi aralayıp baktım ve hâlen siyah şahin orada duruyordu. Allah kahretsin ya ne yapacaktım şimdi?
Abimi odadan kovsam diye düşündüm ama tabi ki hemen bir şey olduğunu anlardı. Çünkü yani neden onu bir günlüğüne kölem olarak kullanmayayım ki?
Yok, yok çok dikkat çekerdi bu. Hemen aklımdan sildim bu düşünceyi. O sırada kapım kırılma suretiyle açıldı ve irkilip hemen arkamı döndüm.
Gelenin ağabeyim olduğunu görünce gözlerimi kapattım ve elimdeki telefonu sıktım. "Bak, bak şu hareketlere elini sıkmalar, yumruk yapmalar." Diye küçümsemeye başladı. Çünkü şuan ciddi anlamda sinirlenmiş elimi yumruk yapmıştım.
Allah'ım sen sabır ver yarabbim. Ağabey katili olmak istemiyordum!
"Ne diyorsun ağabey gene? Ne oldu niye geldin sen?"
Önce bi kafasını sağa doğru çevirdi bir şeyler söylendi sonra eline baktı. Elinde buz vardı. Sonra bana baktı ve yüzünde şeytani bir gülüş belirdi. Sonra elindeki buz kalıbını bana atıyormuş gibi yapınca ani bir çığlık attım ve sağa doğru gittim. Sonra ise ağabeyimin mal mal gülüşünü -böğürmesini- duydum. Ellerini dizine koymuş resmen kahkaha atıyordu.
Sen şimdi görürsün diye düşünerek hızlıca ağabeyimin yanına gittim. Tabi o hâlâ gülüyordu. Aniden sırtına atladım ve saçlarını çekmeye başladım. Ağabeyimin acılı bağırışını duyunca gülme sırası artık bendeydi. Öyle değil böyle gülünür ağabeyciğim.
Odamın açık kapısının önünde babamı gördüm. Yüzündeki gülümseme ile bize bakıyordu.
"Daha çok çek kızım daha çok." diyerek bana gaz veriyordu. E bende babasının sözünü dinleyen bir kız olduğum için tabiki de ağabeyimin saçlarını daha çok çekiyordum.
"Ay ne bu gürültü?" diyen annemin sesini duydum. Söylenerek geliyordu ve geldikçe sesi daha da yaklaşıyordu. Muhtemelen yanımıza geliyordu.
"Hih! Kız, in hemen ağabeyinin tepesinden!" Annemin bana bağırması ile kıçıma terlik yemem kaçınılmazdı. Ani bir hamleyle ağabeyim de beni sırtından yatağa doğru atması ile minik bir çığlık atmam bir oldu.
"Ay canım anam yaa. İyi ki geldin ha, yoksa kızın kafamda saç bırakmayacaktı."
Ağabeyim anneme beni şikayet ederken, Annem babama kaş göz işaretleriyle babama bir şeyler anlattı ve odadan çıktı. Babam da "Ben ne yaptım şimdi sultanım?" diyerek annemin peşinden gitti.
Yataktan doğruldum ve elim hemen kıçıma gitti gerçekten acımıştı. Yere baktığımda annemin bana attığı üzerinde minik yıldızları olan lacivert terliğini gördüm.
Odadan herkes çıkmıştı. Mutfaktan sesler geliyordu. Oflayarak ayağa kalkıp aynada kendime baktım ve saçlarımı düzelttim.
Pencerenin önüne geçtim. Eymen arabasının ön kısmına yaslanmış, siyah bir kombin yapmış ve siyah güneş gözlükleri ile çok çekici görünüyordu. O sırada telefonuna baktı ve kulağına götürdü. Aynı saniye de benim telefonum da çaldı. Hemen açtım tabi.
"Alo, Eymen?"
"Ela ne valizi? Babanın sesini duydum, valizini hazırla diyordu." Off onu nasıl duydu ki şimdi bu?
"Aşkım ben de yeni öğrendim sayılır ama-" sözümü kesmesi ile sinirli bir şekilde konuşmaya başladı.
"Ne aması Ela? Neler oluyor?"
"Ya daha sonra yüzyüze konuşalım bunu olur mu? Telefonda olmaz." Sesim gitgide daha da titriyordu.
"Ela ben şimdi geliyorum. Tamam mı? Hem ne anlatacaksan orada anlatırsın, hem de ailenle tanışırım."
"Hayır olmaz!" diyerek telefona daha çok sarıldım.
Ya bu tanışma aşkı da nereden çıktı şimdi? Off.
Camdan baktığımda gerçekten de arabasından ayrılmış buraya doğru geliyordu. "Eymen sakın gelme! Ben şimdi iniyorum aşağıya tamam mı, bekle."
Olduğu yerde kaldı ve onaylayarak telefonu kapattı. Fazla vaktim yoktu hemen dışarıya çıkmam için bir neden bulmam gerekiyordu. O sırada çalışma masamın yanındaki çöp kutumu gördüm -aslında bomboş bir koliyi alıp oraya koyarak ona sürekli çöplerimi atıyordum.
Hemen kitaplığımdan bir defter çıkardım ve sayfalarının bazılarını kopararak buruşturmaya başladım. Buruşturduğum kağıtları ise kutuya attım ve kutum dolunca hemen aldım ve çöp atma bahanesiyle dışarıya çıkmayı düşündüm. Girdiğim hallere bak ya off.
Odamdan çıktım ve evin kapısının önüne geldim. Tam o sırada halamı gördüm.
"Kız, o kutu ne öyle?"
"Çöp hala, atmaya gidiyorum."
Halam bana şoke olmuş bir bakış attı ve kafasını mutfağa doğru uzatarak; "Ay Nesrin senin bu kızına birşey mi oldu? Çöplerini falan atıyor."
Sonra mutfaktan annemin sesi duyuldu; "Hayatta inanmam ateşine bak bir Suzan abla."
Ben bu anlam veremediğim duruma bakarken halam tekrardan bana döndü ve elini alnıma koydu. "Allah Allah ateşinde yok senin."
Gözlerimi devirerek halama baktım. "Ya hala benimle dalga mı geçiyorsun? Çöp atmaya gidiyorum işte of!"
Bu evde gerçekten ne yapsam herkese batıyordum. Çöpleri atmazsam pasaklı, çöplerimi atarsam ise hemen ateşime falan bakılır saçma sapan muamele görüyordum.
Hemen ayakkabılıktan siyah crokslarımı çıkardım ve çöp kutumu da alarak evden çıktım. Hızlıca merdivenleri inerek apartmandan nihayetinde çıkmıştım.
Apartmanın sağ tarafına doğru hızlı adımlarla yürüdüm ve Eymen'i arabasına yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş bir halde bana bakıyordu.
Adımlarımı daha da hızlandırarak Eymen'in yanına gittim. Önce bana baktı sonra olduğu yerden doğruldu ve elimdeki kutuya baktı. Anlam verememiş olacak ki yüzünü buruşturup bir bana bir kutuya baktı.
"Off hiç bana bakma öyle. Çöp atma bahanesiyle çıktım dışarıya."
"Tamam. En azından çıkıp yanıma geldin. Şimdi bana telefonda anlatamadığın ve yüz yüze konuşmamız gereken o konu neymiş söyle bakalım."
Önce gözlerimi kaçırdım ve sağ sola bakındım sonra derin bir nefes alarak konuşmaya başladım.
"Eymen biz-" yeniden derin bir nefes aldım ve Eymen'e baktım.
Allahım ne olursun bugün sıkıntısız belasız bir an önce bitebilir mi?
"Ee Ela siz?" Eymen anlamsız gözlerle bana bakıyordu. Kafamı kaldırdım ve boğazımı temizledim. Eymen'le yeniden göz göze geldik.
"Eymen biz taşınıyoruz." Eymen önce bana baktı sonra dudaklarını birbirine bastırdı. Sanki kendini gülmemek için zor tutuyor gibiydi.
Bu sefer anlam veremeyerek bakan bendim."Eymen ne oldu? Niye gülüyorsun?"
Eymen bana gülümseyerek baktı. "Aşkım ben de bir şey oldu sandım. Korkuttun beni. Tamam yani olabilir, taşınabilirsiniz. Bu gayet normal bir şey."
"Eymen öyle değil-"
"Aşkım seni anlayabiliyorum. Bu eve, mahalleye veya komşulara alışmış olabilirsin. Bu yüzden de buradan gitmek istemiyor olabilirsin fakat emin ol yeni evinize de hemen alışacağını ve adapte olacağını düşünüyorum."
Eymen şuan beni gerçekten de dikkate almıyordu. Taşınacağımız yeri bile sormamıştı. Sanırım İstanbul'da bir ev tuttuğumuzu falan sanıyordu.
Elimdeki kutuyu yere bıraktım ve anlam veremeyerek hem sinir hem de biraz kırgınlıkla Eymen'e baktım.
"Eymen beni dikkate alır mısın artık? Ben sana taşınacağız diyorum, sen ise yüzüme baka baka gülüyorsun. İnsan bir sorar; nereye taşınıyorsunuz, neden taşınıyorsunuz diye. O kadar umursamadın ki. Gerçekten sana inanamıyorum."
Ellerimi göğsümde bağladım ve anlamsızca Eymen'nin arkasında olan ve rüzgarın etkisiyle sallanan ağacın yapraklarını izlemeye başladım.
Eymen'in gülme sesi kesildi ve boğazını temizledi. Şuan ise beni izlediğini hissedebiliyordum. Ve gerçekten de hâlâ sormamıştı. Düşüncesiz diye geçirdim içimden.
Önce nefes aldı ve bana doğru bir adım attı. Ben ise inatla ona bakmamakta çalışıyordum.
"Güzelim tamam özür dilerim ama bunun için trip atmayacaksın şuan değil mi?"
Ben cevap vermeyince bir süre daha bana baktı. Sonra pes etmiş gibi derin bir nefes aldı. "Ela, tamam soruyorum; nereye taşınacaksınız? Neden taşınacaksınız?"
Öyle umursamaz bir şekilde sormuştu ki dayanamayıp ani bir sinirle nezaketten anlamayan sevgilime döndüm. "Beni hâlâ umursamıyorsun ama söyleyeyim sevgilim," sesim biraz yüksek çıkmıştı ve sevgilim kısmını vurgulamıştım.
Eymen bir adım geriye attı, bıkkın bir nefes verdi ve ellerini yeniden göğsünde birleştirerek bana baktı. Hemen söylese de gitsem der gibi baktığı için bende sinirli bakışlarımı gözlerine diktim.
"İstanbul'dan gidiyoruz biz." Bu cümleyi çok soğuk ve umursamaz bir tavırla söylemiştim. Sanki karşımdaki sevgilim değil de sevmediğim biri gibi bunu söylemiştim.
Bunu dediğim an Eymen, olduğu yerde hemen dikleşti ve şaşkın bir ifade ile bana baktı. O bana şaşkın bir ifadeyle baktıkça ben daha da umursamaz durmaya çalışıyordum.
Eymen ellerini göğsünden çekti ve omuzlarımdan tuttu. Ani bir refleksle omuzumdaki ellerine baktım.
"Ela, lütfen bana şuan seni daha demin sinirlendirdiğim için şaka yaptığını söyle." Kafamı sağa sola yavaş ritimlerle iki kez salladım.
Ani bir hareketle ellerini sertçe omuzlarımdan çekti ve arkasını döndü. Birkaç saniye öyle bekledikten sonra tekrar bana döndü ve sinirli mi yoksa kırgın mı olduğunu çözemediğim bir yüz ifadesiyle bana baktı.
Derin bir nefes verdim ve sağıma soluma bakındım. Eymen bana üzgün gözlerle baktıkça benim de gözlerim dolmaya başlamıştı.
"Nereye gideceksiniz peki?"
"Samsun." Dedim sakin bir ses tonuyla.
"Neden?"
"Bilmiyorum"
Sanki cümle kurma yetimizi kaybetmiş gibiydik. Kelime kelime konuşuyorduk.
Önce yere baktı ellerini siyah kot pantolonunun cebine yerleştirdi ve tekrardan bana baktı. Yüzünden o hüzünlü bakışlarını sildi ve kararlılıkla bana baktı. Ne olduğunu anlayamadığım için öylece baktım. Bir adım yaklaştı ve tam önümde durdu.
"Bunun bir çözümü var Ela. Bunu sende çok iyi biliyorsun. Hem de çok kolay bir çözüm."
Anlamsız bakışlarım hâlâ yerli yerindeydi. Eymen hemen gözlerini devirdi ve nefesini bırakarak bana döndü.
"Ela lütfen bana bilmiyormuş gibi bakma. Sende gayet iyi biliyorsun çözümün ne olduğunu."
Gerçekten ne dediği ya da neyi kasteddiği şeyi anlamamıştım. Sadece karşıma geçmiş çözüm, çözüm deyip duruyordu. Duyan da matematik problemi çözüyoruz falan sanardı yani.
"Eymen, açık açık desene neymiş bu benim bile bildiğim ama aslında bilmediğim çok kolay olan çözüm?" Her bir hecesini vurgulayarak konuşmuştum. Çünkü bilmediğim bu çözümü biliyormuşum gibi davranıp bana gerizekalı muamelesi yapıyordu ve üstten üstten konuşuyordu.
Hem de bunun yapılmasını sevmediğim halde bunu yapması gerçekten de sinir bozucuydu.Ben de onu taklit ederek ellerimi göğsümde birleştirdim ve ona bakmaya başladım.
"Gitmemek. Çözüm bu Ela. Gitmeyeceksin."
Sinir bozukluğu ile minik bir kahkaha attım. Gözlerimin kıpkırmızı olduğundan adım kadar emindim. Çünkü hem uykusuzluk hem de gözlerimin dolması ile bunu tahmin etmek çokta zor olmazdı.
"Sen şuan ciddi misin ya? Allah Allah bu nasıl benim aklıma gelmez? Gitmemek öyle mi?" Ellerimi yavaşça birbirine vurdum. "Tebrikler. Gerçekten çözümün bu mu yani?"
Gerçekten sinirlenmiştim. Bulduğu çözüme bak ya? Şimdi deliricem!
Eymen'de bu tavrıma karşı sinirlenmeye başlamıştı. "Ela kes gülmeyi! Sana burada çözümü söylüyorum sen bana gelmiş gülüyorsun. Sen beni böyle saçma sapan hareketlerinle aşağılayamazsın! Duydun mu beni?"
Sesi olduğundan fazla yüksek çıkmıştı ve bana bir de emir veriyordu. Tavırlara bak tavırlara! Sanki ben kendi isteğimle gidiyordum.
"Sen de bana böyle davranamazsın duydun mu beni, Eymen?" Bir yandan da parmağımı Eymen'e doğru sallıyordum. Bende en az onun kadar sinirliydim şuan. Eymen'in yüzü kıpkırmızıydı ve ikimizinde sesi yüksek çıkıyordu.
"ELA!" Arkamdan gelen sesle irkilip arkamı döndüm ve ağabeyimi gördüm. Üstelik bize doğru geliyordu.
Hayır, hayır, hayır ya. Abi şuan değil. Lütfen şu an hayal görüyor olayım lütfen.
Birkaç kez gözlerimi kırpıştırdım fakat gerçek asla değişmiyordu. Ağabeyim, Eymen'i görmüş ve yanımıza doğru geliyordu.
Birkaç adımda yanımızda geldi ve sinirli görünüyordu. Önce bana, sonra da Eymen'e baktı.
"Ela neler oluyor burada ağabeyciğim? Kim bu?" Niyet ettim, ağabeyime yalan söyleyip inandırmaya.
"Ağabey şey-" Ağabeyim bana kafasını ney der gibi sallayınca yutkundum. O ana kadar ise nefesimi tuttuğumu bile farketmemiştim.
Tuttuğum nefesi bıraktım ve önce Eymen'e sonrada ağabeyime döndüm. "Ağabey okuldan arkada-"
"Geç oraları geç. Masal anlatma bana Ela. Çocuk yok senin karşında! Sabahta bu it aradı dimi seni?"
Ağabeyim bu sefer Eymen'e döndü. "Hayırdır birader kimsin sen? Ne işin var benim kardeşimin yanında?"
Ağabeyim gerçekten şuan çok sinirliydi ve her an bir olay çıkarabilir gibi duruyordu.
Tam Eymen konuşuyordu ki sözünü kestim ve ben konuşmaya başladım. "Ağabey okuldan arkadaşım diyorum ya. Niye üsteliyorsun şuan?" Eymen'e döndüm; "Ben sana notları okulda veririm tamam mı şimdi git sen."
Bir yandan da Eymen’e kaş göz işaretleri yapıyordum. Ağabeyimin kolundan tutmuş götürüyordum ki kolunu hızlıca çekti.
"Başlatmayın lan notunuzdan da okulunuzdan da!" Ağabeyim hızla Eymen'in yakalarından tutması ise aynı saniyelerde gerçekleşmişti.
"Kimsin oğlum sen?"
Eymen her cevap vermeyişinde ağabeyim daha da sinirleniyordu.
"Konuşsana lan! Ne işin var burada?"
"Seviyorum lan! Varmı diyeceğin Birkan ağabey?" Ne! Ne demişti o? Şimdi bittik Allah'ım sana kavuşuyorum Yarabb'im.
Ağabeyimin ise birkaç saniye içerisinde Eymen'e kafa atması kaçınılmaz olmuştu. Ağzımdan minik bir çığlık kaçtı ve birkaç adım geriledim. Eymen ise yerde burnunu tutarak kıvranıyordu.
"Şimdi de seviyor musun lan artist?"
"Ağabey ne yaptın?" Elim ağzımda şaşkınlıkla bir ağabeyime bir Eymen'e bakıyordum.
"Ne demek ne yaptın? Yürü sen de eve!" Yerimden kıpırdamayınca ağabeyim kolumdan tuttu ve beni eve doğru yürütmeye başladı. Gözlerimden yaşlar akarken bir yandan da ağabeyimin elinden kurtulmaya çalışıyordum.
"Uslu dur, benim canımı sıkma Ela." Dişlerini sıkarak konuşuyordu ve öfkeli olduğu her halinden belliydi.
Tam apartmana gireceğimiz sırada ağabeyimin kolundan arkaya doğru çekilmesi ve karşısında ise Eymen'in belirmesi bir oldu. Ağabeyimin yakasından tutması ve kafa atmasıyla ağabeyimin geriye doğru sendelemesiyle benim attığım çığlık sokakta yankılanmaştı.
Ağabeyimin yere düşmesi ve Eymen'in de abimin üzerine çıkıp yumruk atmasıyla ağabeyimin de burnundan kan aktığını farkettim. Hemen ileri atıldım ve Eymen'in omuzlarından tutarak onu kaldırmaya çalışıyordum.
Tam o sırada ise Eymen saniyelikte olsa bana bakması bir oldu. Eğer nefret bir insan olsaydı şuan Eymen onun vücut bulmuş hali olabilirdi.
"Ne bakıyon lan hâlâ kardeşime it?" Ağabeyimin ise aniden Eymen'i sağ doğru üstünden atarak Eymen'in üstüne çıkmıştı. Peş peşe iki yumruk attı ve ben ağlamaklı gözlerle bu sefer ağabeyimi kaldırmaya çalışıyordum.
"Ne oluyor kız orda? Aaa üstüme iyilik sağlık. Kaan, Nesrin! Koşun aşağıda bir şeyler oluyor!" Halam balkona çıkmış tam da bu tarafa doğru bakıyordu.
Yaklaşık bir dakika kadar sonra ise babamın sesi duyuldu."Ne oluyor lan orda? Birkan! Oğlum belamı arıyorsun lan sen?" Babamın sesini duyan ağabeyim Eymen'in üzerinden kalkmış elinin tersiyle çenesindeki ve burnundaki kanları temizliyordu.
"Şerefsiz it." Ağabeyim, yerden kalkmaya çalışan Eymen'e sinirle bakıyordu.
Babam hemen ağabeyimin yanına gitmiş sinirle yüzüne bakıyordu. "Sokak köpeği gibi durup kavga etmek ne demek lan?" Ağabeyim hâlâ yerde yatan Eymen'e bakıyordu. Babam da hemen bakışlarını Eymen'e çevirmişti. "Bu kim lan? Neyi alıp da veremedin?"
Ağabeyimin bakışları ise hemen bana dönmüştü. Öyle bir bakıyordu ki, kalbim parçalandı sanki. Aslında ağabeyim böyle bir tepki vermezdi biliyordum. Eymen'le birbirimize bağırmamızı duymuş olmalı ki böyle bir tepki vermişti bence.
Ağabeyim hâlâ burnundan soluyordu ve bakışlarını üzerimden çekmeyince babamda bana bakıyordu artık. O an bir açıklama yapmak istedim ama ne diyecektim ki? Yavaşça yutkundum.
Babam bir an duraksadı, tek kaşı havalandı ve hem Eymen'e hem de bana baktı. Sessizce birşey mırıldandı. İki ihtimal vardı; ya küfür etmiş ya da yaradan dan sabır dileniyor olmalıydı.
Tam o sırada annem ve halam da aşağı inmiş yanımıza gelmişlerdi. Halamın elini omzumda hissettim. Yavaş yavaş okşuyordu.
Eymen artık yerden kalkmış ağabeyime her an saldıracak gibi bakıyordu. Ağabeyimin de ondan farkı yoktu.
Babam sinirli bakışlarını ağabeyimden çekmiş sorgular bir bakışla Eymen'e bakıyordu. "Sen kimsin lan?" Babam da artık sinirlenmişti.
Ben Eymen'e bakarken belli belirsiz başımı hayır dercesine sallıyordum.
Eymen bir an bakışlarını bana çevirmişti ve ben bu bakışı tanımıyordum. Daha önce hiç Eymen'i, ne bana ne de bir başkasına böyle bakarken görmemiştim. Bu da ilkti.
Eymen bakışlarını babama çevirmiş bakarken sinirden çenesini sıktığını anlayabiliyordum. Hiç birşey demedi ve öylece babamın yanından geçerken babam bir anda Eymen'in kolundan tuttu ve sinirli kahve hareleri Eymen'in kahveleriyle buluştu. İkiside sinirliydi ve Eymen bir babama bir de kolunu tutan eline bakıyordu.
"Bir daha soruyorum, ve üçüncüsü olmayacak. Kimsin?" Babamın sesi kısıktı fakat sesi fazlasıyla ürkünç geliyordu.
Kalbim korkudan dolayı fazla hızlı atıyordu.
Annem, ağabeyimi yanına çekmiş kanayan burnuna ve patlamış kaşına bakarken ağabeyim inatla bana bakmaya devam ediyordu.
Eymen hâlâ babama bakarken bir anda gözleri beni buldu ve bana baktı. Dudağının sol kısmı yukarı doğru kıvrıldı. Neden gülüyordu ki şimdi? Üstelik üzgün bir gülümseme değildi bu, mutlu bir gülümsemeydi.
O bana baktığı an gözümden bir damla yaş daha düştü. O ana kadar ağladığımı bile farketmemiştim.
"Benim kim olduğumu merak ediyorsanız eğer, ona sorabilirsiniz." Çenesiyle beni işaret etmişti. Herkesin gözleri bir anda beni bulmuştu bunu hissedebiliyordum.
Sessizce yutkundum önce. Dilimi kurumuş dudaklarımda gezdirdim. Eymen hızla kolunu babamın elinden çekince babam onun kolunu bırakmıştı ve Eymen hızla arabasına doğru ilerlemeye başladı.
Babamın bakışları hemen bana döndü. Ben ise hemen gözlerimi kaçırdım ve yere bakmaya başladım. Gözlerimden yaşlar akıyor, ve öylece parmaklarımla oynuyordum.
Öylesine.
Amaçsızca.
Hemen arkamı döndüm ve eve doğru koşmaya başladım. Arkamdan ise bir korna sesi duydum. Arkama saniyelik bir baktım ve korna çalarak ilerleyen aracı gördüm. Korna çalarak ilerleyen kişi Eymen'den başkası değildi.
Gözlerim artık yanıyordu ve eve daha hızlı koşarak apartmana girdim ve ağlayarak merdivenleri hızla çıktım. Apartmanda ise kapılarını açmış bana bakan birkaç komşumuzu görmeyi beklemiyordum.
Onların bakışlarından kurtulmak adına daha hızlı çıktım merdivenleri ve kıyık bırakılmış evimizin kapısından içeriye girdim. Kendimi hemen duşun altına bıraktım.
Evin kapısının hızla kapanmasını duymamla birlikte irkildim. Sonrasında ise ağabeyimin ve babamın bağırışlarını duymam kaçınılmazdı.
Büyük ihtimalle kavga ediyorlardı.
Benim yüzümden kavga ediyorlardı.