İçeriğe geç

Geri Dönmeyen

Düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. İçimde kocaman bir boşlukla yaşamaya çalışıyorum.

Bu boşluğa sebep olan neydi; yarım kalmışlık mı, yoksa bilinmezlik mi?

Peki karşımda durup “ayrılmak istiyorum” deseydi… yine de bu boşluğu hisseder miydim?

Sürekli aynı soruların içinde kayboluyorum. Şu an bile…

Hayatımı değiştirdim, işimi değiştirdim. Ama sanki hiçbir yere ait değilmişim gibi.

Kaç ay geçti, hâlâ bir haber yok. Artık beklemenin de bir anlamı olmadığını anladım.

Hayatıma devam etme kararı aldığım bugün, her şey sanki yeniden yazıldı.

Kaderin bir oyunu mu, yoksa aklımın bana oynadığı bir oyun mu… bilmiyorum.

Ama bildiğim tek şey var: hikâyemiz artık baştan yazılıyor.

Bu kez, acı gerçeklerle.

Tam o anda kalabalığın içinden geçen bir siluet dikkatimi çekti.

Hayal miydi gördüğüm, yoksa gerçek mi? Peşinden gitmeli miydim, yoksa yoluma devam mı etmeliydim?

Merakım ağır bastı. Gördüğüm silueti kalabalığın içinde aramaya başladım.

Kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu.

O muydu gerçekten… yoksa onu sürekli düşünmekten zihnimin bana oynadığı bir oyun mu?

Deli gibi etrafı taramaya başladım. Nefesim hızlanmıştı, sanki zaman sıkışmış gibiydi.

Ve sonra… onu buldum.

Arkası dönük olsa bile tanıyacağım o adam.

Hem hayatımın aşkı… hem de hayatımın yıkımı.

Bir an. Sadece bir an sürdü. Zaman, sanki biri tarafından yavaşlatıldı.

Etrafımdaki sesler uzaklaştı. Müzik, konuşmalar, kahkahalar…

Hepsi bir tünele çekildi ve geriye sadece onun varlığı kaldı.

Yavaşça başını çevirdi. Ve o an, nefes almayı unuttum.

Göz göze geldik. İnanamadım. Aynı bakışlar, aynı derinlik, aynı çizgiler… Hiç değişmemişti.

Ama her şey değişmişti.

Gözlerinde bir yorgunluk vardı. Daha ağır, daha karanlık, daha uzak…

Sanki içinden birçok fırtına geçmiş ve hepsini tek başına taşımaya alışmıştı.

Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki, duyulmasından korktum.

Dudakları… o ince, tanıdık gülümseme çizgisi…

Bir zamanlar bana baktığında beliren, içimi ısıtan o ifade, şimdi çok uzakta bir hatıraymış gibi duruyordu.

Bir saniye daha baktı. Sonra gözlerini kaçırdı.

Ve o an anladım; o da beni gördü. Ama tanımamayı seçti.

Ya da… tanısa da, bir şeyleri değiştirmenin artık imkansız olduğunu biliyordu.