Kız kuşu elma ağacının altında buldu. Pazar sabahıydı. Güneş yeni doğmuştu. Çimenlerin üzerinde gece boyunca biriken çiy damlaları parlıyordu. Kız bahçeye maydanoz toplamaya çıkmıştı. Ağacın yanından geçerken çimenlerin arasında küçük bir sarılık gördü. Önce düşmüş bir yaprak sandı. Sonra sarılık kıpırdadı. Kız eğilip baktı. Küçücük bir iskete idi. Sarı tüyleri güneşte altın gibi parlıyor, kanatlarının üzerinde ince siyah çizgiler uzanıyordu. Bir kanadı yana doğru düşmüş, öteki kanadının altına sıkışmıştı. Kız elini uzattı. İskete geri çekildi.
"Tamam," dedi kız. "Korkma."
Kuş yeniden kaçmaya çalıştı. Birkaç santim süründü ve durdu. Kız önlüğünü çıkardı. Onu dikkatlice kuşun üzerine örttü ve iki eliyle kaldırdı. İskete bu kez hiç kıpırdamadı. Kız eve doğru yürürken başını önlüğün arasından çıkardı. Kız ara sıra ona bakıyor, kuşun hâlâ orada olduğunu görünce gülümsüyordu. Evin kapısını açtığında yaşlı bakıcı mutfakta ekmek kesiyordu. Kadın başını kaldırdı.
"Elinde ne var?"
"Bir kuş."
"Görüyorum."
"Kanadı kırılmış."
Kadın elindeki bıçağı bıraktı ve kuşa baktı.
"Eski sandığın içinde bir kutu vardı. Onu getir."
Kız kutuyu buldu. İçine mutfaktan aldığı yumuşak bir bez serdi. İsketeyi kutuya koydu. Kadın bir tabak su getirdi.
"Bunu yakınına bırak."
Kız tabağı kuşun önüne koydu. İskete bir süre suya dokunmadı. Sonra başını eğdi ve iki küçük yudum içti. Kızın yüzü aydınlandı.
"İçti."
Yaşlı kadın tekrar ekmeğini kesmeye başladı.
"İyi."
Kız kutunun yanına oturdu. Bir süre sonra kadın ona baktı.
"Maydanozları ne yaptın?"
Kız birden hatırladı.
"Unuttum."
"Git getir."
Kız bahçeye koştu. Maydanozları toplarken aklı hâlâ kuştaydı. O günden sonra kuşun adı İskete oldu. Kız ona başka bir isim vermeyi hiç düşünmedi. Her sabah gözlerini açtığında önce kutuya bakıyordu. İskete bazen uyanık olurdu. Bazen de başını kanadının altına sokmuş uyurdu. Kız uyanık olduğu sabahlarda ona:
"Günaydın," derdi.
İskete cevap vermezdi. Ama kız yine de her sabah aynı şeyi söylerdi. Günler böyle geçti. Bir sabah İskete biraz daha iyiydi. Kız gözlerini açar açmaz kutuya baktı. Kuş uyanıktı.
"Günaydın," dedi kız.
İskete başını yana eğdi. Kız bunu bir cevap saydı. Okula gitmeden önce suyunu değiştirdi. En küçük tohumları seçip önüne koydu. Bazen kendi kahvaltısından bir parça ekmek koparıp kutunun kenarına bıraktı. Bir gün ekmek kayboldu.
"Yedin mi?"
İskete sessizce ona baktı. Kız yaşlı bakıcıyı buldu.
"Ekmek nerede?"
"Ne ekmeği?"
"Kuşun ekmeği."
Kadın omuzlarını kaldırdı.
"Belki yemiştir."
Kız kutuya koştu. İskete oradaydı. Kız uzun süre ona baktı.
"Sen yedin, değil mi?"
İskete başını çevirdi. Kız gülümsedi. Günler geçtikçe kuşun kanadı güçlendi. Önce kutunun içinde ayağa kalktı. Sonra kenarına çıktı. Bir sabah kız odasına girdiğinde İskete kutunun dışında, halının üzerinde duruyordu. Kız korkuyla kapıyı kapattı.
"Kaçma."
Kuş kaçmadı. Kız dizlerinin üzerine çöktü. Elini yere koydu. İskete birkaç adım yürüyüp parmağının yanına geldi. Kız nefesini tuttu. Kuş gagasını parmağına değdirdi. Kız güldü. O günden sonra onu kutuda tutmadı. Kuş odada dolaşmaya başladı. Masanın üzerine kondu. Perdenin kenarına tırmandı. Kız ödev yaparken defterinin üstüne çıktı. Kız her seferinde onu yerine koydu.
"Burada dur."
Kuş bazen pencereye giderdi. Kız pencereyi kapatırdı.
"Daha erken."
Sonra kuş yeniden masaya dönerdi. Kız bunun üzerine çok sevinirdi. Akşamları yatağına uzandığında kuş da başucundaki sandalyede uyurdu. Kız bir gece yaşlı bakıcıya:
"Bence beni tanıyor," dedi.
Kadın kapının önünden baktı.
"Belki."
"Beni görünce geliyor."
"Öyle mi?"
Kız başını salladı.
"Evet."
Sonra biraz düşündü.
"Beni seviyor galiba."
Yaşlı bakıcı cevap vermedi. Kız ise gülümsedi ve ışığı kapattı. Ertesi sabah yine ilk baktığı şey kuş oldu. İskete her geçen gün biraz daha güçlendi. Artık odanın bir ucundan ötekine uçabiliyordu. Kız önce buna çok sevindi. Her uçtuğunda ellerini çırptı.
"Bak, uçuyorsun!"
İskete perdeye kondu. Kız sandalyenin üzerine çıktı.
"Bir daha yap."
İskete uçmadı. Kız bekledi. Sonra biraz daha bekledi.
"Tamam. Sonra yaparsın."
Ertesi gün İskete pencerenin pervazına kondu. Kız onu orada görünce hemen yanına gitti. Pencere kapalıydı. İskete dışarı baktı. Bahçede ağaçların dalları rüzgârda sallanıyordu. Kız perdeyi çekti.
"Orası soğuk."
İskete perdeye tutundu. Kız onu parmağına aldı.
"Gel."
Kuş odanın içine uçtu. Kız gülümsedi.
"Burası daha güzel."
Bir süre sonra İskete pencereye daha sık gitmeye başladı. Sabahları. Öğleden sonraları. Kız ödev yaparken bile. Bazen uzun süre dışarı bakardı. Kız her seferinde onu çağırırdı.
"İskete."
Kuş dönmezse biraz daha yüksek sesle söylerdi.
"İskete."
Sonunda kuş başını çevirirdi. Kız bunu yeterli bulurdu.
"Gördün mü? Geliyorsun."
Bir gün yaşlı bakıcı odaya girdi. Pencerenin önündeki kuşa baktı.
"Artık uçabiliyor."
Kız hemen cevap verdi.
"Evet."
"Demek ki iyileşti."
Kız bir süre sustu.
"Tam iyileşmedi."
Kadın kuşa baktı. Kuş pencerenin pervazında duruyordu.
"Gayet iyi görünüyor."
Kız başını salladı.
"Hayır. Bazen yoruluyor."
Yaşlı bakıcı başka bir şey söylemedi. Kız kuşa baktı. İskete başını yana eğmişti.
"Bak," dedi kız. "Beni dinliyor."
Kadın odadan çıktı. O gece kız yatağında uzun süre uyumadı. İskete sandalyede uyuyordu. Kız ona baktı.
"Sen burada kalacaksın, değil mi?"
Kuş kıpırdamadı. Kız yorganını çenesine kadar çekti.
"Zaten dışarıda seni kim besleyecek?"
Kuş yine cevap vermedi. Kız gözlerini kapattı. Ertesi sabah ona daha fazla yem verdi. İskete artık kutuya hiç girmiyordu. Kız kutuyu odanın köşesine kaldırdı. Birkaç gün sonra kutuyu tamamen kaldırdı.
"Artık buna ihtiyacın yok."
Bunu söylerken biraz gururluydu. Çünkü İskete iyileşmişti. Ama pencereye gittiğinde aynı gururu hissetmiyordu. Bir sabah pencereyi açmayı düşündü. Elini perdeye götürdü. İskete hemen pencerenin yanına uçtu. Kız durdu. Kuş dışarı baktı. Kız pencereyi kapattı.
"Bugün değil."
İskete yeniden pencerenin pervazına kondu. Kız yanına oturdu.
"Yarın açarım."
Bir süre sonra ekledi:
"Belki."
O günden sonra kız pencereyi hiç açmadı. İskete yine de her gün oraya gitmeye devam etti. Kız bunu da kendince açıklıyordu.
"Alışkanlık."
Bazen kuş kanatlarını açıp odanın içinde uzun uzun uçardı. Kız aşağıdan onu izlerdi. İskete artık tavana kadar çıkabiliyordu. Kızın yüzü her seferinde biraz daha düşüyordu. Ama kuş yeniden masasına konduğunda yüzü hemen aydınlanıyordu.
"Yine bana geldin."
İskete defterin üzerine basardı. Kız bunu bir cevap sayardı. Sonra defteri kapatırdı. O gün ödevini yapmazdı. Bir süre sonra kuş kızın omzuna konmaya başladı. Kız bunu yaşlı bakıcıya anlattı.
"Beni seçiyor."
Yaşlı bakıcı elindeki çamaşırları katlamaya devam etti.
"Olabilir."
"Başkasının omzuna konmuyor."
"Belki sana alışmıştır."
Kız bunu duyunca gülümsedi.
"Evet."
Sonra biraz düşündü.
"Zaten beni seviyor."
Yaşlı bakıcı cevap vermedi. İskete o sırada pencereye uçmuştu. Kız hemen ayağa kalktı.
"İskete."
Kuş dışarı bakıyordu. Kız pencerenin önüne geçti.
"Buradayım."
İskete kıza baktı. Kız gülümsedi.
"Bak, buradayım."
Kuş birkaç saniye daha bekledi. Sonra masaya uçtu. Kız rahatladı.
"Gördün mü?"
O gece yatağına uzandığında içinden aynı şeyi tekrar tekrar söyledi: İskete gitmek istemiyor. Yoksa geri dönmezdi. Bir sabah İskete pencereye doğru uçtu. Kız onu yakalamak için arkasından koştu. Kuş pervaza kondu. Kız iki elini uzattı.
"Dur."
İskete yeniden kanatlarını açtı. Kız onu yakaladı. Kuş ellerinin arasında çırpınmaya başladı.
"Dur dedim."
Kız biraz daha sıkı tuttu. İskete birden sustu. Kız ellerine baktı. Kuşun kanadı yana düşmüştü. Kızın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"İskete?"
Kuş kıpırdamadı. Kız hemen onu masanın üzerine bıraktı.
"Ben yapmadım."
Kuş tek ayağının üzerinde durmaya çalıştı. Kızın gözleri doldu.
"Ben seni düşürmedim."
İskete kanadını kaldırmaya çalıştı ama kaldıramadı. Kız onu tekrar ellerinin arasına aldı. Bu kez çok daha yavaş tuttu.
"Tamam," dedi. "Ben iyileştiririm."
Kız yaşlı bakıcıyı çağırdı. Kadın geldi, kuşa baktı.
"Yine incinmiş."
Kız hemen konuştu.
"Pencereden düşmedi."
Kadın ona baktı.
"Ben düşürmedim."
"Bir şey söylemedim."
Kız sustu. Sonra kuşa baktı.
"Ben sadece kaçmasın diye tuttum."
Yaşlı bakıcı cevap vermedi. Kız kuşun başını okşadı.
"Bir daha yapmam."
O gece pencereyi kapattı. İskete'yi yatağının yanındaki sandalyeye koydu. Kuş sessizce uyudu. Kız sabaha kadar birkaç kez uyanıp ona baktı. Her seferinde kuşun hâlâ orada olduğunu görünce rahatladı. Ertesi gün kız pencereyi açmadı.
"Daha iyileşmen lazım," dedi.
İskete başını çevirdi. Kız bunu kabul etti. Çünkü artık emindi: İskete'nin gitmek istememesinin tek nedeni, henüz yeterince iyi olmamasıydı. Günler geçti. İskete yeniden güçlendi. Önce sandalyeden masaya uçtu. Sonra masadan pencereye. Bir sabah odanın içinde birkaç kez dönüp tekrar kızın omzuna kondu. Kız sevinçle güldü. Ama kuş aynı gün pencerenin önünde uzun süre bekledi. Kız onu izledi. Bu kez pencereyi kapatmadı. Sadece:
"Biraz daha kal," dedi.
İskete dışarı baktı. Kız elini uzattı.
"Sonra."
Kuş kanatlarını açtı. Kızın eli havada kaldı. İskete uçtu. Pencerenin dışındaki dala kondu. Kız pencereye koştu.
"İskete."
Kuş başını çevirdi. Kız gülümsedi.
"Geri gel."
İskete başka bir dala uçtu. Kız nefesini tuttu. Bir dala daha. Sonra bahçenin öteki tarafına. Kız pencerenin önünde bekledi. Bir dakika. Sonra beş dakika. Sonra daha uzun. İskete geri dönmedi. Kız pencereyi kapatmadı.
"Biraz dolaşıyor," dedi.
Yaşlı bakıcı kapının önünde durdu. Kız ona bakmadan konuştu.
"Birazdan gelir."
Kadın cevap vermedi. Akşam olduğunda kız pencereyi kapattı. Masaya küçük bir tabak yem koydu.
"Acıkmıştır."
Ertesi sabah İskete gelmedi. Kız yine erkenden uyandı. Gözlerini açar açmaz pencereye baktı. Sonra sandalyeye. Sonra masanın üzerine. Kuş hiçbir yerde yoktu. Kız yataktan kalkmadı. Bir süre bekledi.
"Daha gelmedi."
Yaşlı bakıcı kapıyı açtı.
"Okula geç kalacaksın."
"Bugün gitmesem?"
"Neden?"
"İskete gelebilir."
Kadın bir şey söylemedi. Kız yataktan kalktı. Pencerenin önüne gitti. Bahçeye baktı. Ağaçların dallarında kuşlar vardı. Ama hiçbiri İskete değildi. Kız pencerenin önüne yem koydu. Sonra çantasını aldı. Kapıya kadar gitti. Geri döndü. Yemin yanına biraz daha tohum bıraktı.
"Bunu görür."
O gün İskete gelmedi. Ertesi gün de. Sonraki gün de. Kız her sabah pencereyi açtı. Her sabah aynı yere baktı. Bir süre sonra okula gitmeden önce pencerenin önünde beklemeye başladı. Önce beş dakika. Sonra on. Bir sabah yaşlı bakıcı:
"Geç kalacaksın," dedi.
Kız:
"Bugün gelebilir."
dedi.
"Dün de öyle dedin."
"Bugün başka."
Kadın sustu. Kız okula gitti. İskete yine gelmedi. Günler geçti. Kız artık kuşun ne zaman geleceğini bilmiyordu. Ama geleceğinden emindi. Bu yüzden odasındaki bazı şeyleri değiştirmedi. Sandalyeyi hep pencerenin yanında tuttu. Masasının üzerindeki küçük tabağı kaldırmadı. Eski kutuyu da atmadı. Bir gün yaşlı bakıcı kutuyu kaldırmak istedi. Kız hemen elinden aldı.
"Onu bırak."
"Artık kullanmıyorsun."
"İskete kullanabilir."
Kadın kutuyu ona verdi. Kız kutuyu yatağının altına sakladı. Kış geldi. Pencerenin önündeki yem yağmurdan ıslandı. Kız onu değiştirdi. Bahar geldi. Elma ağacı yeniden çiçek açtı. Kız ağacın altında uzun süre durdu. İskete'yi ilk bulduğu yere baktı. Sonra gökyüzüne.
"Buralarda bir yerde," dedi.
Yaşlı bakıcı arkasından geldi.
"Kim?"
Kız cevap vermedi. Bir süre sonra odasına döndü. Eski kutuyu yatağının altından çıkardı. İçindeki bezi düzeltti. Sonra kutuyu pencerenin yanına koydu. Akşam olduğunda pencereyi açtı. Dışarıdan kuş sesleri geliyordu. Kız yatağına uzandı.
"İskete," dedi.
Cevap gelmedi.
"Gelirsen ben burada olacağım."
Ertesi sabah yine pencerenin önüne yem koydu. Yem akşama kadar durdu. Ertesi gün biraz daha koydu. Sonra biraz daha. Bir süre sonra kız yem bitse de tabağı kaldırmamaya başladı. Çünkü İskete geldiğinde tabağın yerinde olmasını istiyordu. Yıllar geçti. Kız büyüdü. Evdeki bazı eşyalar değişti. Yaşlı bakıcının saçları beyazladı. Bahçedeki elma ağacı büyüdü. Ama pencerenin önündeki küçük tabak aynı yerde kaldı. Kız artık İskete'nin ne zaman geleceğini sormuyordu. Çünkü ona göre bunun cevabı belliydi. Bir sabah pencereyi açtı. Bahçede hiçbir kuş yoktu. Kız tabağa yem koydu. Sonra ikinci bir tabak çıkardı. Onu da pencerenin yanına bıraktı. Bir süre iki tabağa baktı. Sonra:
"Belki yanında biri vardır," dedi.
Ve kız her sabah iki kişilik yem koymaya devam etti.