İçeriğe geç

Bölüm 1 Nasıl başladı?

Sabahın erken saatleriydi. Bilgisayarın  başında yazmam gereken yazıyı defalarca silip tekrar yazmaya çalıştım. Ama bir türlü sayfada olması gereken kelimeler aklıma gelmedi. ’Hay ben senin’ diye tam küfre başlayacaktım ki kızımın yanı başımda uyuduğunu fark edip  sustum .Günlerdir bu proje hakkında düşünüyor fakat bir türlü bir fikir bulamıyordum. Bir şeyler ortaya çıkaran insanları hem kıskanmış hem de taktir etmiştim. Neden ben de öyle biri değildim ki .Birkaç dakika daha yazıp sildikten sonra ’Başlarım artık yapamıyorum bari bir şeyler yiyeyim yoksa kafayı yiyeceğim ’ diye söylenerek kızımın yanından yavaşça kalktım ve salonda kanepede uyuyan kocama kısa bir bakış attıktan sonra mutfağa geçtim. Cenk’in horlama problemi olduğu için beraber yaşamaya başladığımızdan kısa süre sonra ayrı yatmaya başlamıştık. Bu durum ilk başlarda beni aramızda bir soğukluk olacağı konusunda endişelendiriyordu fakat o zamana kadar yalnız yaşamış olduğum için zamanla alıştım ve ilişkide oluşan soğukluğun başka nedenlerini tecrübe edince aslında zamanında boşuna endişelendiğimi anladım. Mutfağa girip tezgahın üzerindeki bulaşık yığınına bakıp yine küfre başladım. Tezgah hiçbir zaman boş olmuyordu ve ben bulaşık yıkamayı sevmediğim için hep te öyle olacaktı. Sürekli döngü içerisinde olan ve insana bir şeyler katmayan işlerden nefret ediyordum. Bir mucit olsam ilk işim ev işlerini insana gerek kalmadan halledecek ve herkesin alabileceği bir alet icat etmek olurdu. Hemen çay koydum ve tezgahta yer açıp dolaptan birkaç kahvaltılık çıkardım. Üzerimi değiştirmek için odaya geçtim ve kocaman kıyafet yığınının içinden giyebileceğim kıyafetleri çıkarıp giydim. Hiç bir zaman hazırlanmak için saatlerce vakit harcayan kişilerden olmamıştım. Böyle basit şeyler üzerinde düşünmeyi saçma buluyordum. Bu durumda sabırsız olmamın da payı vardı elbet. Bir işin sonucunu hemen görmek istiyordum. Bu tabi ki sağlıklı değildi ama neyim sağlıklıydı ki. Kendimi bildim bileli travmalarla psikolojik problemlerle uğraşmıştım. İçinde büyüdüğüm aile normal olmadığından ben de pek normal değildim.

Hızlı bir şekilde makyajımı da tamamlayıp uyanan kızımı ve eşimi öpüp evden çıktım ve arabama binip çalıştığım okula doğru yola çıktım. Okula vardığımda hemen öğretmenlerin bulunduğu odaya geçtim ve hazırlıklarımı yaptım ve kendime bir kahve koyup uyanmaya çalıştım. O gün tüm günüm doluydu. Lise çağındaki ergenlerle uğraşmak gerçekten kolay değildi ama ben mesleğimi seviyordum. Bu mesleği sevmeyen bir kişinin yapabileceğini kesinlikle düşünmüyorum çünkü bir kalabalığın önüne geçip bir şeyler anlatmaya çalışmak susmalarını sağlarken bir taraftan da  öğretmek herkesin yapabileceği bir iş değil. Hele ki bu kişiler ergense ve dikkat dağınıklıkları varsa iş kat kat daha da zorlaşıyor, onların dilinden konuşabildiğim , tatlı sert olduğum ve sabır eşiğim yüksek olduğu için işim daha  kolaydı 10 yıldır bu işteydim ve tecrübelerim bana birçok şey öğretmişti.

Öğle arasına girdiğimizde arkadaşım Leyla gelip yanına oturdu. ’Suna nasılsın tatlım? görüşemedik bugün özledim’

’Haklısın canım bugün çok yoğunum akşama çıkabilir miyim bilmiyorum’

‘Yapma ama sen her zaman her yerden bir şekilde çıkarsın bunu ikimizde biliyoruz’ deyip kıkırdadı. Bu cevabına gülerek ’Beni tanıyor olman harika Leylacım. Beni boş ver şimdi de sen anlat bakalım senin şu beyaz atlı prensle ne alemdesiniz. Her şey yolunda mı?’

Leyla neşeli bir şekilde ’Yolunda canım. Yüz yüze görüşemiyoruz ama internet sağ olsun hep görüyorum. Yoksa zor tabi ki ama bilmiyorum beni heyecanlandırıyor, mutluyum’

Arkadaşıma şefkatle baktım’ Biliyorsun canım en başında söylemiştim uzakta olması ilişkiniz için zor bir durum duyguların derinleştikçe uzak olmanız daha da rahatsızlık verecek  ama kalp senin ne yapacağına karar verecek olan sensin. Ben her zaman senin yanındayım ve çok mutlu olmanı isterim.’ dedim. Bu cümleleri söylediğimde biliyordum ki bir yanım onun gitmesini istemiyordu çünkü Leyla benim en yakın arkadaşımdı. Tanışalı 2 sene olmuştu ama bir anda kaynaşmış ve güzel zamanlar paylaşmıştık. Şimdi ilişkisinin ciddileşip gidecek olması ihtimali beni rahatsız ediyordu. Hiç bir zaman insanlarla kolay ilişki kurabilen biri olmamıştım. Tecrübelerim ve kişiliğim çok insandan ziyade az ve güvenilir kişilerle olmam gerektiğini öğretmişti bana. Ergenlik zamanlarımda ve üniversitede bir çok arkadaşım olmasını iyi bir şey olarak görüyor onlarla vakit geçirebilmek için istemediğim şeyler de yapıyordum. Sonraları kendimi sevmeye ve tanımaya başladıkça boş konuşan, sadece alan,hep kendinden bahseden, özgüvensiz ve aklını kullanmayan insanlarla olamadığımı fark ettim. Bu da çevremde hemen hemen kimsenin kalmamasına sebep oldu. Leyla benim için çok önemliydi o yüzden.

Yemeklerimizi yedik ve günün geri kalanında derslere girip günü tamamladık. Eve dönerken hiç aklımdan çıkmayan düşünceler tarafından yine ele geçirildim. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum uzun zaman savaş verdiğim hayatı yaşıyordum ama yine de tamamlanmış hissetmiyordum. Güzel bir hayatım beni seven kocam ve uğruna her şeyi verebileceğim bir kızım vardı ama içimde bir yerlerde bir ses bu kadar mı? olması gereken bu mu? olmak istediğin yerde misin? bir şeyler eksik değil mi diye beni darlayıp duruyordu. Öğretmenliği seviyordum. Öğrencilere bir şeyler öğretmek, onlara bir şeyler katmak paylaşımda bulunmak beni mutlu ediyordu ama tatmin etmiyordu. Daha etkili farkındalık yaratacak biri olmayı istiyordum ama bunun  için ne yapabileceğim hakkında bir fikrim yoktu. Televizyonda internette gördüğüm, kitaplarda okuduğum, bir yere gelmiş başarılı, insanlar üzerinde etkisi olan ünlü insanlara bakıyordum. Her biri başarının o parlak haz veren ışığıyla yaşıyorlardı ve ben bunu istiyordum. Kendimi bildim bileli insanlar için önemli biri olmak dünyada bir iz bırakmak istemiştim. İmkansızlıklar içinde büyüdüğüm o küçük kasabada, ısıtmanın olmadığı küçük odamda otururken hayalini kurduğum şeyler vardı ve o hayaller benim için boğulduğum o karanlık denizde sığındığım limanlardı. Kurduğum hayaller çok etkili değillerdi belki kendi aklımca olduğu kadar bir şeyler düşünmüştüm ama kendi sınırlı dünyamdan fazlasını hayal etmiştim. Şimdi düşünüyorum da gerçekten çok sınırlıymış düşündüklerim. Başarılı insanlar da böyle bir süreç yaşamışlar mıydı acaba.

 Beklediğim ışıkta arkamdaki arabanın korna sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım. Yeşil yanmıştı ve arkamdaki adam kornaya basıp sinirle el kol hareketleri yapıyordu. ’o elini al ve…neyse sakin olmalıyım seninle uğraşamam domuz herif’. Eve geldim ve üzerimdekilerden kurtulup kendimi koltuğa attım. Tüm gün sese maruz kaldığımdan kafam zonkluyordu. Evindeki sessizlik bana iyi geliyordu. Kocam henüz işten dönmemişti.

Kızım büyükannesinin yanındaydı ve Cenk gelirken Elif’i  getiriyordu. Birkaç saat sonra  koltukta uyuyup kalmışken kapı çaldı. Bu Cenk’in geldiği anlamına geliyordu. Hemen yerimden fırladım ve kapıyı açtım. Elif beni görünce ‘anne seni çok özledim. neredeydin sen’ deyip kollarıma atladı. Kızımı tüm kalbimle içime çektim’ bende seni özledim bebeğim. İşteydim bak şimdi buradayım’ dedim kızıma sımsıkı sarıldım ve kokusunu içine çektim. Kızım hayatıma girene kadar hissettiğim duyguları hiç yaşamamıştım şimdiye kadar. İçinde büyüdüğüm ailede bu tarz bir sevgi görmemiş, hissetmemiştim. Kendimi bildim bileli ne yaşadığım yere ne de ailem dediğim insanlara karşı tam bir bağ olmamıştı aramda. Şimdi ise hayatın anlamı kızımdı. Onun için her şeyi yapabilir herkesi karşıma alabilirdim. Demek ki koşulsuz sevmek, bağlanmak böyle bir şeydi.

Akşam yemeğimizi yedik. Elif ile oyun oynadım ve tekrar dışarı çıkmak için hazırlanmaya başladım. Üzerine daha rahat bir şeyler giydim ve Cenk’e ’ben çıkıyorum hayatım randevu saatim geliyor gelirken istediğin bir şey var mı’ diye sordum ve bir öpücük verdim

’İstersen seninle gelebiliriz bebeğim doktordan çıktığında kötü hissetme ihtimaline karşı.’ Minnetle kocama sarıldım ve ‘teşekkür ederim bir tanem gerek yok alıştım artık. Ceren hanım çok iyi bir psikolog beni sakinleştiriyor. Çıktığımda çok daha iyi oluyorum, kendi başıma kalıp seansı değerlendirmek daha iyi geliyor bana.” Cenk kapıya kadar bana eşlik etti.”her zaman yanındayım unutma aşkım. seni seviyorum”

Doktor Ceren’in ofisine doğru giderken gergin hissediyordum. Bu gideceğim 3.seanstı ve artık kafamdaki problemlerin ana kaynağına inecek ve sebepleri bulacaktı. Ceren hanım alanında fark yaratmış uzman bir doktordu. Diğer psikologların uyguladığı yöntemlerden çok daha farklı bir yol izliyordu. Bu yüzden onu seçmiştim çünkü gittiğim diğer doktorlar sadece problemi anlamamı sağlamış ama çözüm bulamamışlardı.

Arabamı park ettim ve doktorun ofisine girdim. Sekreter ’hoş geldiniz Suna hanım doktor birazdan sizi alacak. Beklerken içecek bir şey alır mıydınız?’

Sandalyeye oturdum ve derin bir soluk verdim” Teşekkür ederim Sevgi bir kahve güzel olur.”

Beklerken gerginliğimi kontrol altına almaya çalıştım ve nefes alıp verdim.’”Hadi ama kızım sen neleri atlattın hep aynı noktada takılıp kalmak anlamsız, bırak gitsin işte. Ben inanıyorum bu sefer başaracaksın yoluna devam edeceksin, sadece bırak” diye kendimi teskin ederken sekreter içeri girmem için çağrıda bulundu. Doktorun odası beyaz mobilyalarla döşeli ferah bir odaydı. Öyle genelde olduğu gibi uzun tuhaf koltuklar yoktu. İçeri girdiğinizde kendinizi güzel rahatlatıcı bir evdeymiş gibi hissediyordunuz ve bu benim için çok önemliydi, çünkü kasvetli ortamlar daha da içe kapanmama ve gard almama sebep oluyordu. Doktor Ceren resmi fakat samimi gülümsemesiyle ayağa kalktı ve elimi sıktı “Hoş geldiniz Suna hanım nasılsınız” diyerek bana yerimi gösterdi ve zarif bir şekilde oturdu.

“Teşekkür ederim doktor hanım. iyi olmaya çalışıyorum” dedim ve bende tam karşısına oturdum.

İçimdeki yıllardır susturmaya çalıştığım ama başarılı olamadığım o ses arsız ve kibirli bir şekilde geldi ve benimle konuşmaya başladı.

“Evet yine bir kurtuluş çabası daha. Benden kurtulamayacağını öğrenmek için daha kaç tane başarısız deneme yapman gerekiyor. Hiç bıkmıyorsun değil mi savaşmaktan? Halbuki kendini bana bıraksan o kadar rahatlayacaksın ki. Yıllardır seninleyim senin en sadık sevenin benim ama sen ne yapıyorsun benden kurtulmaya çalışıyorsun. İşe yaramaz olduğun kadar küstahsın da yazıklar olsun sana. Senin tek dostun benim başka hiç kimse ya da şey değil. Hadi bırak bütün bu saçmalıkları ve sadece ikimiz kalalım, diğer herkesin canı cehenneme.” Başım dayanılmaz bir ağrıyla sarsılmaya başlamıştı. Hayır bunu yine istemiyordum. Nefesim hızlanmaya ve görememeye başladım. Böyle anlarda biliyormuş gibi geliyor beni mutlaka zor duruma sokuyordu. Doktor Ceren “Suna hanım yine o sesi mi duyuyorsunuz, benimle konuşmaya çalışın.”

Ağrı içinde “Evet bir anda konuşmaya başladı anlamıyorum birden bire nasıl oluyor bu.”

Doktor sakin bir ses tonuyla “Bu duruma hastalığın kendini korumaya almaya çalışması diyebiliriz.  Siz iyileşme, ondan kurtulma yönünde bir adım atıyorsunuz ama bir tarafınız ondan memnun ve kurtulmak istemiyor. Bu yüzden iki taraf savaş halinde içinizde duyduğunuzu söylediğiniz o ses kendini tehlikede hissettiği anlarda daha baskın bir şekilde ortaya çıkıyor ve sizi rahatsız ediyor”.

Ses daha da baskın bir şekilde “Bu doktor akıllı ama diğerleri gibi işte. Bizimle ilgili ne biliyor ya da ne gördü ki yorum yapabiliyor. Bu söylediklerini zaten biliyorsun, daha önce defalarca söylendi peki ne değişti. Tekrar acı çektin zor zamanlar yaşadın ama benden kurtulamadın. Sen gerçekten çok hainsin. Bu şekilde zamanını boşa harcayacağına işe yarar birşeyler yapmak daha mantıklı değil mi. Gel yine eski zamanlardaki gibi birlikte olalım ve herkesi her şeyi geride bırakalım. Seni hiç bırakmayacak olan sadece benim diğerleri geçici.”

Büyük bir acıyla “Hayır! Kimse yoksa bir kızım var onu asla bırakmam. Rahat bırak beni” diyerek gözlerimi açtım ve Ceren hanım ’ı bir şeyler yazarken gördüm. Sesle uğraşmanın da neden olmuş olduğu sinirle doktora bakıp;

“Burada acı çekiyorum tek yaptığınız not almak mı? Bakın doktor bu yaptıklarınızı birçok doktorla denedim ve inanın bana daha fazla acı çektirmekten başka bir faydası olmadı. Sizi araştırdım ve başarılarınızı görüp büyük umutlarla geldim. Eğer sizde diğerleri gibi aynı yöntemleri kullanacaksanız vaktimi boşa harcamak istemiyorum. Yapacağım başka işlerim de var.”

Doktor elindeki kalemi bıraktı ve ciddi ama sakin bir şekilde “Bu söylediklerinizi siz mi söylüyorsunuz yoksa ses mi Suna hanım” diyerek tam gözlerimin içine baktı.

Bir an bocaladım net bir şekilde düşünemiyordum;

“Bilmiyorum şu anda sağlıklı düşünemiyorum ama ne fark eder o yada ben sonuçta söylediklerim doğru.”

Derin bir nefes aldı ve “Suna hanım sizi anlıyorum içinde bulunduğunuz durum karmaşık ve zor. Tabi ki geçmişte bazı başarısız tedavi denemeleriniz olmuş olabilir ama sizin de söylediğiniz gibi ben oldukça büyük başarılar elde etmiş, işimi hakkıyla yerine getirmek için her şeyi yapan bir doktorum. Size yardımcı olabilmem için öncelikle tedavi olmayı istemek ve bana güvenmek zorundasınız. Bu ikisi olmadan sizin de dediğiniz gibi vaktinizi boşa harcamanızı istemem. Danışan sizsiniz tabi ki gitmekte özgürsünüz”

Konuşmasını bitirdiğinde panik duygusu tüm vücudumu sardı ve beni köşeye sıkıştırdı. “Beni yanlış anlamayın lütfen bu süreçleri tekrar tekrar yaşamak çok yordu beni. Tabi ki tedavi olmak istiyorum yıllardır bunun için mücadele ediyorum. Güven konusu da taktir edersiniz tatmadığım bir duygu olduğu için bana çok zor geliyor. Fakat elimden geleni yapacak ve kendimi size bırakacağım. Bir yerde pes edip kaçar mıyım bilmiyorum ama deneyeceğim.”

Doktor ayağa kalktı ve “Şimdilik bu kadarı bana yeter. O zaman tedavimizin diğer adımına geçebiliriz.  Şimdi sizi bir cihaza bağlayacağım ve bir nevi hipnotize edeceğim. Böylece geçmişinize gidecek ve sesin tam olarak ne zaman başladığıyla ilgili bilgi toplayacak  ve iyileşme için yöntem belirleyeceğiz. Fakat bu söylediklerim uzun bir süreç ve bazı zamanlar sizi beklemediğiniz anlarda sarsabilir, buna hazır mısınız.”

Sıkıntıyla iç çektim;

 “Zaten bir kasırganın içinde gibiyim doktor. Hazırlanmam gereken bir durum olacağını sanmıyorum.”

“Peki o zaman buyurun sizi bu tarafa alayım”

Odadan çıktık ve dar bir koridordan geçip stüdyoya benzeyen küçük loş bir odaya girdik. Odanın ortasında büyük dikdörtgen ekranı olan bir kutu ve çeşitli kablolar ve iki tane koltuk vardı. Benim oturduğum koltuk dişçi koltuğuna benziyordu.

“Gerçekten tuhaf bir alet yoksa  beni buraya oturtup ellerimi bağlayacak ve şok dalgası falan mı vereceksiniz. Böyle şeylerin filmlerde olduğunu sanıyordum. Eger öyleyse ürkütücü.”

Doktor küçük bir kahkaha attı ve;

“Haklısınız filmlerde böyle sahneler oluyor değil mi? Böyle aletler tıp sektöründe var teknoloji hızla ilerliyor biliyorsunuz, fakat ben size öyle bir yöntem uygulamayacağım merak etmeyin.”

Kafama ve vücudumun bazı yerlerine kabloları bağladı ve gözlerimi kapatmamı istedi. Bir tür hipnoz yöntemi kullanarak bazı direktifler verdi. Kendimi bir anda karanlık boğuk sesler duyduğum bir yerde buldum. Sıkışmış gibiydim ve etrafım su doluydu. Derin bir nefes almaya çalıştım fakat olmuyordu. Sonra dışardan sesler gelmeye başladı. Ne söylediklerini anlamıyordum ama tartışma sesleriydi. Sonra birden sarsıldım nefes alamamaya başladım . Boğazımda bir ip vardı sanki ve beni boğuyordu.

Bir kadın sesi “kordon dolanmış boğazına yatırın kadını çarşafa sallayacağız” dedi. Sonra bir el boynumdan tuttu ve etraf tamamen karardı. Tam öldüğümü düşünüyorken birden ortalık aydınlandı. Annem babaannem ve dedem bana bakıyorlardı. Bir şeyler söylemeye çalıştım ancak sadece ses çıkarabildim. Bir bebektim!

Ne yapacağımı bilmez halde bakınırken annem ağlamaya başladı. Çaresiz ve bıkkın gözüküyordu. Etraftan yine bağırma ve tartışma sesleri geliyordu. Babama bakındım yoktu. Etraf karardı. Gözlerimi açtığımda bu sefer 6 yaşlarında bir çocuktum. Toprak bir zeminde çamurdan şekiller yapıyordum. Köyden çocuklar oyun oynuyor koşturuyorlardı. Sonra komşumuzun oğlu yanıma geldi. Aynı yaştaydık ‘Saklambaç oynayalım mı’ diye sordu, olur deyip onlara katıldım. Bir çocuk ebe olmuş sayıyordu, herkes bir yerlere saklanmaya başladı. Biz o çocukla evimizin altında bir yere saklandık. Orada heyecanla bekliyor bir taraftan kıkırdarken bir taraftan da ses çıkarmamaya çalışıyorduk. Birden üstümüzde kocaman bir gölge belirdi. Kafamızı kaldırıp baktığımızda babamı gördük. Babam beni kolumdan yakaladı ve eve doğru sürüklemeye başladı. Çok korkmuştum ne yaptığım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Eve girdiğimizde kapıyı kapattı ve bağırmaya başladı. “Elin oğlan çocuğuyla bir yerde gizli saklı ne işin vardı terbiyesiz ahlaksız. Ne yapacaktın orda onunla koca kafa. El aleme laf mı ettirecektin bizi. Git gözüm görmesin seni. Yemek yok bugün sana.”

Hiçbir şey anlamamıştım ve durmadan ağlıyordum. Kızılacak ne yapmış olabilirdim ki. Biz sadece oyun oynuyorduk. Saklambaç kötü bir oyun muydu acaba? Koltuğa uzandım ve gözlerimi kapattım.

Annemin sesini duyuyordum şimdi. Bana uyanmamı söylüyordu ama ben hiç istemiyordum. Birkaç defa seslendi ama benim uyanmaya hiç niyetim yoktu.

Birden kolumda bir acı hissettim, gözümü açtığımda babam tepemde beni dürtüyordu.

“Kalk yoksa ben seni kaldırmasını bilirim. Camiye gideceksin bugün. Git biraz ilim öğren.”

Kalktım ve hazırlanmaya başladım annem kafama başörtüsü taktı ve beni camiye yolladı. Mahalledeki çocuklarla caminin içinde diz çöküp oturduk ve hocanın söylediği şeyleri öğrenmeye çalıştık. Dersler bitip eve döndüğümde çok terlediğim için başörtüyü çıkarıp oyun oynamak için dışarı çıkmaya hazırlanıyordum. Tam kapıyı açıyordum ki yine babam karşımdaydı. Adam zebani gibi beliriyordu sürekli önümde.

“Nereye böyle”diye sordu

Korkarak ’oyun oynamaya’ dedim. Kaşlarını çattı

‘O kadar camiye gidiyorsun. Artık kafanı kapatma zamanı geldi. Bundan sonra bu başörtüsü kafandan çıkmayacak’

‘Ama baba hava çok sıcak terliyorum içinde.’ dememle birlikte yüzüme bir tokat attı.

‘Sen bana karşı mı geliyorsun domuz. Hele bir takma da bak gör sana neler yapıyorum, gir içeri çabuk oyun falan yok sana’

Nefes alamıyordum ağlamaktan bitkin düşmüştüm. Hem yüzüm hem kalbim çok acıyordu. Odanın birine girdim ve uzandım. Ölmek istiyordum küçücük bedenim bunları kaldıramıyordu. İşte o anda ses konuşmaya başladı.

‘Çok yaktı değil mi canını adi herif. Hiç sevmiyor bizi. Ne yaptık ki biz ona. O bir canavar keşke yok olsa.’

Artık dayanamıyordum. Midem bulanmaya, başım dönmeye başladı. Sanırım bu sefer gerçekten ölüyordum. Kurtarın beni diye bağırmak istiyordum ama sesim çıkmıyordu. Sonra bir rahatlama geldi ve karanlığa teslim oldum.

Gözlerimi açtığımda önce bir şey göremedim her yer bulanıktı. Birkaç kez gözlerimi kırptım ve şimdi doktorun odasındaydım. Ağzım kurumuş, tüm vücudum dayak yemiş gibi acıyordu. Doktor yanındaki sehpadan bir bardağa su doldurdu ve bana verdi. Suyu içtim ve geriye yaslandım. Yüzüm ıslaktı belli ki hipnozdayken gerçekten ağlamıştım. Birkaç dakika hiç bir şey söylemeden bekledim.

“Geçmiş olsun Suna hanım. Sanıyorum hipnoz uygulamamız başarılı oldu. Sizi izlerken itiraf etmeliyim ki benimde zorlandığım yerler oldu. Çok ağladınız ve bağırdınız. Bu olayları tekrar yaşamak zorunda kaldığınız için çok üzgünüm. Umarım sesin başladığı zamanı bulmuşsunuzdur. Hazır olduğunuzda diğer odaya geçelim ve gördüklerinizi bana anlatın.”

Yavaşça yerimden kalktım ve derin bir nefes aldım. Doktor hanımın ilk görüştüğümüz odasına geçtik ve hipnoz sırasında gördüklerimi hemen kurtulmak istercesine hızla anlattım. Ben anlatırken doktor notlar alıyor bazı yerlerde şefkatle elimi tutup beni teselli ediyordu. Konuşmam bittikten sonra bir su daha verdi ve masasındaki atıştırmalıklardan ikram etti. İkimize birer kahve söyledikten sonra birkaç şey daha yazdı ve konuşmaya başladı.

“İnsanın dünyada var olma evreleri vardır Suna hanım. İlk evre anne karnındaki dönemimiz sonra dünyaya geliriz ve bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık evrelerinden geçer en son da sonsuzluğa gideriz.

Bu evreler kendi başlarına psikolojimiz ve kişilik gelişimimiz açısından rol oynarlar fakat en önemli olanlar anne karnı, bebeklik ve çocukluk evreleridir. Diğer evrelerde bir şekilde yaşadıklarımızı, duygularımızı ve davranışlarımızı kontrol edebilir iyileştirmek için kendimizce çareler bulabiliriz ama ilk evrelerde bu mümkün değildir .Bu evreler ailemiz ve çevremiz tarafından kontrol edilir ve şekil verilir. O yüzden bu dönemlerde yaşanan kötü olaylar bizde derin izler bırakır.

Suna hanım sizin travmalarınız anne karnından itibaren başlamış. Sonrasında bu durum bebeklik ve çocukluk döneminde de devam etmiş. Tahminime göre sadece o dönemde de kalmamış bunu ilerleyen zamanlarda göreceğiz. Bu travmalarda en büyük rol babanız gibi görünüyor ama ailenizin diğer üyeleri ve çevreniz de katkı sağlamış bu travmalara maalesef. Anlattığınız olaylarda büyük çoğunlukla tek başına kalmış, bir destek görmemişsiniz .İşte bu yaşadıklarınız ve yalnızlığınız içinizdeki o sesin ortaya çıkmasına neden olmuş. Biliyorum çok yıprandınız ve yoruldunuz ama artık rahatlayabilirsiniz. Bu sesin ortaya çıkış zamanını bulduk. Diğer evrelere bakıp gelişimini izledikten sonra onu iyileştirmek bizim elimizde. O içinizdeki sesin aslında ne olduğunu neyi temsil ettiğini siz bulacaksınız. Ben bir şey söyleyip sizi yönlendirmeyeceğim. Seansımız bugünlük bu kadar. Şimdi eve gidin ve dinlenin .Diğer seansımızda daha iyi hissedeceğinizi umuyorum.”

“Teşekkür ederim Ceren hanım. Anlattıklarınız çok mantıklı ve bilgilendirici bunları mutlaka düşünecek ve içselleştireceğim. Dediğiniz gibi çok yorgun hissediyorum. Şuan tek isteğim uyumak. O zaman  iki hafta sonra görüşmek üzere izninizle.”

Yavaş adımlarla klinikten çıktım ve dışarda bir banka bıraktım kendimi. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Gözyaşlarım istemsizce akmaya başladı. Unuttuğumu düşündüğüm tüm o olayları tekrar gerçekmiş gibi yaşayınca ne yapacağımı bilememiştim. Üzerinden yıllar geçmişti ve acının azalması gerekiyordu ama hiç te öyle olmamıştı. Demek ki iyileştirilmeyen üzeri kapanan yaralar ne kadar zaman geçerse geçsin açıldığında aynı acıyı hissettiriyordu. Kaç dakika orada oturdum bilmiyorum ama kendimi daha iyi hissettiğimde kalktım ,arabama bindim ve eve gitmek üzere yola koyuldum.

Yolda ilerlerken birden arkamda bir polis arabası belirdi. Yine bir kaza mı var acaba diye düşünürken, polislerin plakamı anons ettiklerini duydum. Bu da nerden çıkmıştı ki böyle? Benim polisle ne işim olur. Sakin kalmaya çalışarak yavaşladım ve uygun bir yerde durdum. Biraz sonra 2 tane polis arabamın yanına geldi ve camı açmamı işaret ettiler. Gecenin karanlığında polis kılığında iki adama camımı açacak değildim. Onlardan kimliklerini göstermelerini istedim. Bıkkın bir ifadeyle kimliklerini çıkarıp gösterdiler. Bilgilerini kontrol ettim ve sadece birbirimizi duyabileceğimiz şekilde camı açtım.” Buyurun memur bey ne için durdurulduğumu öğrenebilir miyim?” memurlardan sıska ve suratsız olanı cevap verdi “karakoldan sizinle ilgili bir konu olduğunu ve sizi merkeze götürmemiz gerektiğini bildiren bir emir aldık. Sizi merkeze götürmek için buradayız hanımefendi. Gördüğüm kadarıyla güvenliğinize çok önem veriyorsunuz. İsterseniz arabanızla bizi takip ederek merkeze gelebilirsiniz”

“Fakat anlamıyorum memur bey benimle ilgili nasıl bir durum olabilir ki daha önce hiçbir şekilde karakolda bulunmadım. Herhangi bir cezam bile yok.” daha kilolu ve iri olan polis memuru,

“Bizim herhangi bir bilgi verme yetkimiz yok hanımefendi. Karakola gittiğinizde bilgi alırsınız. Bizi takip edecek misiniz”

Kafam çok karışmıştı ama “peki takip ederim sizi. Karakol neresi?” dedim ve adresi öğrenip camı kapattım. Telefonumdan harita bilgisini aldım ve yol tarifini açtım. Yanlış yola giderlerse kaçmam gerekebilirdi. Eşime “Biraz işim uzadı canım merak etme”diye mesaj attım ve yola koyulduk. Ne olup bittiğini tam anlamadan, eşime bir şey söyleyip onu da telaşlandırmak istememiştim.

Karakola vardık, polis memuru beni küçük loş bir odaya bıraktı ve bir şey söylemeden çıkıp gitti. Kafamda binlerce soruyla baş başa etrafı incelemeye başladım. Birçok duygu beni ele geçirdi. Heyecan, korku, adrenalin, endişe ,merak…Hepsi birden üzerime çullanıp nefes almamı zorlaştırıyordu. Daha ne kadar bekleyeceğim ki diye ayaklanırken içeriye bir adam girdi. Uzun boylu, iri yapılı, beyaz tenli, sert yüz hatlarına sahip bir adamdı. Karşımdaki koltuğa oturdu ve öne doğru eğilerek ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. Kendini tanıtmaya ya da beni selamlamaya gerek duymaması iyice gerilmeme sebep olmuştu. Tok bir sesle,

“Merhaba Suna hanım. Biliyorum şuan gerginsiniz fakat sizden ricam rahat olmanız. Sizi zor duruma sokacak bir görüşme değil bu.”

Ona anlamsız bir ifadeyle baktım ve tereddütle ’Peki memur bey’ diye neredeyse duyulmayacak bir sesle konuştum. Ne olacaktı benim bu otorite karşısında hizaya geçme halim. Hiç bir zaman kendimi savunamaz bir köşeye çekilirdim. Bunun mimarı tahmin edildiği gibi babamdı tabi ki. Karşısında hiçbir zaman konuşturmazdı beni. Ah baba ah nasıl iyileştireceğim senin bu yaptıklarını hiç bilmiyorum. Derin düşüncelere dalmışken polisin ‘İyi misiniz Suna hanım?’ demesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.

‘Evet iyiyim buyurun sizi dinliyorum’ diyerek dikkatimi ona verdim.

‘Uzun zamandır yürüttüğümüz bir operasyon var. Daha doğrusu peşinde olduğumuz bir kişi. Size çok bilgi veremem ama şunu söyleyebilirim uluslararası alanda aranan tehlikeli biri. Bu kişi eski bir polis memuru olduğu için bir türlü ulaşamıyorduk fakat son birkaç aydır birkaç ipucu bulduk. Başlarda pek bir şey anlamadık ama sonraları bu kişinin sizin etrafınızda olduğuna dair ipuçları bulduk. Derin bir araştırma yaptık sizinle herhangi bir bağlantısı var mı diye fakat hiç bir şey bulamadık. Profesyonel olduğu için yakalayamıyoruz da. O yüzden sizi buraya getirdik belki bildiğiniz bir şey vardır diye. Şimdi size bu kişinin bir resmini göstereceğim ama sizden rica ediyorum çok dikkatli bakın bu kişinin bulunması bizim için önemli.’

Geriye çekilip dikkatle gözlerime baktı. Sanırım anlattıklarını anlayıp anlamadığımı kontrol ediyordu. Tuhaf bir şoka girmiştim bir gün için bu kadar olay beynimi jöleye çevirmişti. Memurun tüm dediklerini anladım fakat kendimi bir rüyadaymışım gibi hissediyordum. Filmlerde izlediğim ya da romanlarda okuduğum olaylar benim başıma geliyordu. Tamam her zaman hayal gücüm yüksek olmuştu. Kendimi değişik olay örgülerini yaşarken hayal etmiştim ama o olayların içinde olmak hiç te hayal ettiğim gibi değilmiş. Gerçek dünyada mıyım diye kafamı salladım ve etrafa baktım, rüya değildi emindim. Nefesim daralıyor kalbim sıkışıyordu. Derin bir nefes aldım

‘Bu anlattıklarınız akıl alır gibi değil. Kim benden ne ister ki. Ben daha önce hiç karakola bile gitmedim. Anlayamıyorum ben basit bir öğretmenim.’

‘Sizi anlıyorum Suna hanım ağır geldi anlattıklarım. Biz sizi en ince detayına kadar inceledik. Dediğiniz gibi sizinle ilgili herhangi bir durum yok. Bizim sizden istediğimiz bize yardımcı olmanız.”

Elini ceketinin cebine soktu ve bir fotoğraf çıkardı ve bana verdi.

‘İşte aradığımız adam bu.”

Fotoğraf elimde öylece kaldım ve bir an zaman durdu.