Kristal Diyar’ın gökyüzü, kulelerin yüksek pencerelerinden süzülen akşamüstü güneşiyle pembe ve kehribar rengine bürünmüştü. Şehrin üzerini kaplayan devasa kristal kubbe, ışığı binbir farklı açıya kırarak sarayın mermer koridorlarına gökkuşağı renklerinde gölgeler düşürüyordu. Saray hayatı dışarıdan bakan biri için bir masaldan ibaretti; fakat Samara için bu masal, altın kaplama bir kafesten farksızdı.
Işık Elçileri soyundan gelen annesi Leydi Vespera’nın bitmek bilmeyen protokol dersleri, dik duruş talimleri ve saray elitlerinin yüzeysel sohbetleri Samara’nın içindeki o tanımsız boşluğu doldurmaya yetmiyordu. Bedenine dar gelen ipek elbiselerin içinde, parmaklarının ucunda kıvılcımlanan ama bir türlü özgür bırakamadığı kadim bir gücün baskısını hissediyordu. İçindeki bir ses, kaderinin bu yüksek duvarların ötesinde bir yerlerde onu beklediğini fısıldıyordu.
Annesinin kütüphanedeki dersi bitip saray erkanı akşam yemeği için salona çekildiğinde, Samara koridorun gölgesinde süzülerek Sarayın Kadim Arşivi’ne geçti. Burası, yüzyıllardır el sürülmemiş parşömenlerin, kilitli kitapların ve zamanın unuttuğu bilgilerin kokusuyla doluydu.
Samara, kütüphanenin en arka kısmına, yüksek raf sistemlerinin gölgede kaldığı tozlu köşeye doğru ilerledi. Elini ahşap rafların üzerinde gezdirirken birden parmaklarının ucunda hafif bir karıncalanma hissetti. Soğuk bir elektrik akımı gibi teninden geçen bu his, onu rafın alt kısmındaki gizli bir bölmeye yönlendirdi. Ahşap panelin arkasına saklanmış, üzerine kristal damarları işlenmiş deri bir kılıf duruyordu.
Tam kılıfı uzanıp alacağı sırada arkasından sakin, pürüzsüz ve tanıdık bir ses yükseldi:
"Kayıp Tarih bölümünün o kısmında, sarayın resmi kütüphanecisinin bile bilmediği envanter dışı belgeler bulunur, Samara."
Samara irkilerek arkasına döndü. Rafların arasından, altın sarısı saçları mum ışığında parıldayan bir genç adam çıktı. Elian.
Elian, Krallık Strateji Konseyi’nin en genç ve en zeki üyesiydi. Fildişi rengi ceketinin üzerindeki gümüş işlemeler ve omuzlarına dökülen sarışın saçlarıyla ilk bakışta sıradan bir soylu gibi görünse de, berrak mavi gözlerinde insanı tartan, her hamleyi üç adım sonrasından okuyan keskin bir zeka vardı. Sarayda herkes onun soğuk ve mesafeli duruşundan çekinirken, Samara onun bu duvarlarının ardında gizli bir derinlik olduğunu hep hissetmişti.
"Sessizce yaklaşmakta gerçekten üstüne yok, Elian," dedi Samara, nefesini toparlamaya çalışırken elini kalbinin üzerine koyarak. "Yine hangi strateji haritasının üzerinde kafa patlatıyordun da yolun buraya düştü?"
Elian hafifçe gülümsedi. Bu, yüzünde nadiren beliren ama belirdiğinde soğuk hatlarını yumuşatan içten bir tebessümdü. Birkaç adım atarak Samara’nın yanına yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldığında, Samara onun üzerindeki hafif kurutulmuş mürekkep ve fesleğen kokusunu alabiliyordu.
"Konseyin anlamsız sınır tartışmalarından kaçıyordum diyelim," dedi Elian, ses tonunu fısıltı seviyesine düşürerek. Bakışları Samara’nın elinde tuttuğu gizli bölmeye kaydı. "Ama görünen o ki, sen benden çok daha tehlikeli bir şeyin peşindesin. Bir soylu hanımefendinin arşivin yasaklı kısımlarında ne işi olabilir?"
"Ben sadece... arıyorum, Elian," dedi Samara, gözlerini gence kaldırarak. Bakışları bir an Elian’ın derin mavi gözlerine takılı kaldı. O an, kütüphanenin sessizliğinde ikisinin de kalbinin atışı sanki duvarlarda yankılandı. "Neyi aradığımı tam olarak bilmesem de, bu duvarların arkasında öğrenmem gereken şeyler olduğunu biliyorum."
Elian, Samara’nın gözlerindeki o samimi ve kararlı ifadeyi görünce duraksadı. Her zaman soğukkanlılığıyla bilinen genç adamın bakışlarında anlık bir dalgalanma oldu. Samara’nın cesareti ve merakı, Elian’ın uzun zamandır hayatında hissetmediği bir hayranlık duygusunu tetikliyordu.
"O zaman," dedi Elian yavaşça uzanıp elini Samara’nın elinin üzerine koyarak. İki tenin birbirine değdiği an, ikisi de hafif bir ürperti hissetti. Elian parmaklarını çekmeden, Samara’nın gizli bölmeyi açmasına yardım etti. "Ne bulduğunu birlikte görelim."
Bölmeden çıkan parşömen rulosu masanın üzerine serildiğinde, ikisinin de nefesi kesildi. Bu, Kristal Diyar’ın bilinen haritalarına hiç benzemiyordu. Haritanın üzerinde, diyarı baştan başa saran ama merkezinde zifiri bir karanlığın odaklandığı kadim semboller parıldıyordu. Diyarın kuzey uçlarındaki Unutulmuş Vadiler’de, diyarı içten içe yutan karanlık bir gücün doğduğu yer açıkça işaretlenmişti.
Elian’ın mavi gözleri haritadaki çizgilerin üzerinde hızla gezindi, zekası verileri bir satranç ustası gibi işlemeye başlamıştı. "Bu... bu imkansız. Konsey bu bölgenin sadece çorak bir çöl olduğunu söylüyordu. Ama bu haritadaki büyü akışları doğruysa, diyarı tehdit eden o garip enerji çöküşlerinin kaynağı tam olarak burası."
"Bu bir tesadüf olamaz," diye fısıldadı Samara, parmağını haritanın üzerindeki parlayan kristal sembolün üstünde gezdirerek. "Bu harita beni çağırdı, Elian. Diyar tehlikede ve birilerinin bunu durdurması gerekiyor."
Elian başını kaldırıp Samara’ya baktı. Genç kadının yüzündeki kararlılık, sarayın yapay tül perdelerini yırtıp geçen gerçek bir ışık gibiydi. Elian, mantığının ona "bunu konseye bildirmelisin" demesine rağmen, içindeki bir hissin Samara’ya güvendiğini ve onun yanında durmak istediğini fark etti.
"Bu yolculuk saray bahçesinde yürümeye benzemez, Samara," dedi Elian, sesi ciddileşmişti ama bakışlarındaki o yumuşak dokunuş kaybolmamıştı. "Tehlikeli, kuralsız ve bilinmezlikle dolu."
"Korkmuyorum," dedi Samara dik bir duruşla.
Elian hafifçe gülümsedi, bakışlarını Samara’nın yüzünden ayırmadan tek bir adım daha yaklaştı. "Biliyorum. Zaten beni endişelendiren de bu... Korkusuzluğun. Eğer bu çılgınca fikrin peşinden gideceksen, seni tek başına o karanlığa göndereceğimi sanmıyorsan tabii."
İkisi haritanın başında, cılız mum ışığının altında birbirlerine bakarken, Kristal Diyar’ın kaderini değiştirecek ilk gizli ittifak da yapılmıştı.