Ağrıyan kolunu karnında tutarken yerinden yavaşça doğrulup bağdaş kurdu.
Çevresine göz gezdirdi; ağaçta tünemiş olan kargaları saymazsa etrafında kimsecikler yoktu. Rahatlayarak derin bir nefes verdi, peşinden de kimse gelmemişti. Bir ormanda, kırık olduğunu düşündüğü bir kolla duruyordu.
Dallardan birine tutunarak ayağa kalktı. Ne taraftan gelmişti onu bile bilmiyordu; kaçarken yerini belli etmişse bile yağmur izlerini silmişti.
Gökyüzüne, güneşin nerede olduğuna bakmak için kafasını kaldırdı. Güneş tam tepedeydi; bu da yönünü bulmasında yardımcı olmadı ama en azından öğle vakti olduğunu anlayabildi. Biraz daha bekleyip güneş yer değiştirince yönünü belirleyebilirdi ama kolu onun kadar sabırlı değildi, şimdiden ağrısı artmaya başlamıştı.
Ormana bir kez daha göz gezdirdi, bir ağacın kesilmiş olduğunu fark etti. Yavaş adımlarla yanına gitti; yeni kesilmiş gibiydi, geride kalan ağaç kökünün yanındaki parçalar buna bir kanıttı. Demek ki etrafta birileri olabilirdi. Ayak izleri silinmiş olabilirdi ama geride ağaçtan düşen parçalar vardı; bunları takip edebilirdi ve öyle de yaptı. Parçalar geniş aralıklar ile yerlerde idi. Bir süre takip ettikten sonra izler kesildi. Muhtemelen yön değiştirmemişti, bu yüzden izlerin olduğu yönden devam etti. Bu ormancı ile ne konuşacağı hakkında bir fikri yoktu ya da ona yardımcı olabileceği hakkında da. Derken kütüğün kırılma sesi geldi; sol tarafından geliyordu, hemen o yöne doğru gitti, ritmik bir şekilde idi.
Sesin olduğu yere varınca iki katlı geniş bir evle karşılaştı, bahçesinde de bir adam kütük kesiyordu; ormancı o muydu?